Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi

Hat san‘atı uzmanları tarafından Türk tarzı ta’lik hattının kurucusu olarak kabul edilen Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi, terceme-i hâli ta’lik hattatları meyânında zikredilmiş olan Yesari Mehmed Es’ad Efendi’nin oğludur. H. 1190/M. 1776 yılı dolaylarında İstanbul’da doğmuş olan Mustafa İzzet Efendi, hatt-ı ta’liki evvelâ babasından yazıp me’zun olduktan sonra diğer zâtlardan da istifade ederek icâzet almıştır. Nitekim babasının şâkird-i mümtâzı olan Mehmed Emîn Paşazâde Emîn Bey’den H. 1202/M. 1788 senesinde almış olduğu icâzetnâmeyi İbnülemin Mahmud Kemal Son Hattatlar adlı eserinde neşretmiştir. Ayrıca Hırka-i Şerîf şeyhi Seyyid Osmânü’l-üveysî Efendi’den H. 1203/M. 1789’da almış olduğu icâzet de hâlen Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunmaktadır (Güzel Yazılar, no. 324/17).

İlk eğitimini ikmâl eyledikten sonra, babasının da itibârı sâyesinde bazı emsâli gibi lâfzan müderris ve molla olup kat-ı meratib ile H. 1242/M. 1826’da Mekke, H. 1245/M. 1829’da İstanbul Kadılığı’na tayin olunan Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi, H. 1253/M. 1837’de de Anadolu Kazaskerliği pâyesini elde etti. Receb-1255/Eylül-1839’da bilfiil Anadolu Kazaskeri olup H. 1256/M. 1840’da Rumeli Kazaskerliği pâyesini ittihâz eyledi. Zi’l-ka’de-1258/Aralık-1842’de Takvimhâne Nâzırı oldu. Lûtfî Efendi, meşhur tarihinde bu hususu şu şekilde beyân etmiştir:

San‘at-ı taba’âtin revâc-ı niyet-i hayriyyesi ile sahâyif-i matbu’a, nesih harflere münhâsır olmayub ta’lik harfler icâdı dahi emr ü irâde buyrularak fenn-i hatt-ı ta’likde İmâd-ı Acemî’ye fâ’ik ve teşrîh-i serâ’ir-i hey’et-i hutût-ı hendese-kârânede üstâd-ı hâzık olan Yesârîzâde sudûrdan İzzet Efendi ma’rifeti ile derdest-i tanzîm olması münâsebeti ile Takvimhâne ve Matba’a-i Âmire’nin nezâreti müşârünileyhe ihâle ile zât-ı maslâhâtın birleşmesi mütâle’ası ile İzzet Efendi Takvimhâne Nâzırı oldu.

Bundan anlaşılacağı üzere bu göreve, o zamana değin matbu’atta kullanılmayan ta’lik hurûfatı îcad etmek üzere getirilmiş olan Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi, kendi yazdığı harflerden alınan kalıplarla ilk ta’lik fontları ortaya çıkarmış ve bu harflerle ilk olarak H. 1258/M. 1842’de Kassabbaşızâde İbrahim Efendi’nin Risâle-i İtikâdiyye adlı çalışması tab’edilmiştir.

H. 1259/M. 1843’te bu görevden azlolunduktan sonra bir müddet ma’zul kalıp Safer-1262/Şubat-1846’da bilfiil Rumeli Kazaskerliği’ne ta’yin olunan Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi, bu görevde iken H. 2 Şa’bân 1265/M. 23 Haziran 1849 tarihinde vefât etti. Babası Yesârî Mehmed Es’ad Efendi’nin yanına defnolundu. Mezartaşının, tilmizi Alî Haydar Bey tarafından yazıldığı bilinen kitâbesi şöyledir:

Hüve’l-bâkî

Yesârîzâde üstâd-ı ekrem merhûm ve mağfûrünleh el-Hac Mustafa İzzet Efendi rûhu içün rızâ’enlillâhi’l-Fâtihâ. Sene 1265 fi 2 (Şa’bâ)N.

Vefâtını takiben Bebek’teki karakolhânenin bahçesine bitişik yalısı satılığa çıkarılmış ve dönemin diğer bir nâmlı hattatı olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından satın alınmıştır. Yani hat meraklılarının uğrak yeri olan bu yalı bir büyük hattattan diğer bir büyük hattata, bir İzzet’ten diğer bir İzzet’e intikal etmiştir.

Tanıyanlar, onun hakkında iki hususta müttefiktirler: Hatt-ı ta’likteki mahâreti ve dillere destan mübâlağaları… Süleyman Fâ’ik Efendi bu hususta, “Yesârîzâde, ahâd-ı nâs gibi esvâk ve bazarda gezer bir meczûbdur. Ma’rifetine, yâni hatt-ı ta’likde mahâretine sözüm yok. Lâkin kizbî bir mertebededir ki, ne’uzü-billâh sûrer-i ta’rif olunmaz. Her sözü yalandır ve muzır şeyler de söyler. Ülfet câ’iz değil bir âdemdir. Allah ıslâh eyliye!.” diyor.

Lûtfî Efendi, meşhur tarihinde Takvimhâne Nâzırlığı’ndan azlini beyân ettiği sırada “Yesârîzâde Efendi hatt-ı ta’likde gerçekden nâdir-i zemân olmağla beraber mübâlağât-ı kelâmiyyede dahi fâ’ikü’l-akrân idi. Hikâyât-ı garibe-i lisâniyyesi elsineye dâ’irdir.” diyor. Süreyyâ Bey ise Sicill-i Osmânî’de “Nâtuk, hüner ve ma’rifet erbâbından olub musikîde hâce-i zeman ve hatt-ı ta’likde İmâd-ı Rûm idi. Yalanı hakkında “Yemîn etse Yesârîzâde gerçekden yalan söyler.” denmişdir.” diyor.

Abdurrahman Şeref Efendi Tarih Musâhabeleri’nde “Fenn-i musikîde esâtizeden ise de, hatt-ı ta’lik ile iştihârı, mehâret-i musikiyyesine galebe etmişdir.” diyerek, Süreyya Bey gibi musikideki hünerine işaret etmiştir. Öte yandan Şeref Efendi’nin, “ehl-i hıbrenin takdirine nazaran pederine tefevvûk ederek kendisine İmâd-ı Rûm ıtlâk olunur imiş.” şeklindeki mütâla’asına, İbnülemin şiddetle karşı çıkmakta ve “Oğul, pek değerli bir ta’lik-nüvis olmakla beraber babasına tefevvûk edemediği ve “İmâd-ı Rûm” ünvânının oğuldan ziyâde babaya lâyık olduğu müttefîkûn-aleyhdir” diye beyân-ı mütâlaa eylemektedir.

Ancak konunun uzmanları, hattatîn beyninde isminden ziyâde “Yesârîzâde” nâmı ile ma’rûf olan Mustafa İzzet Efendi’nin, babasının noksanlarını gidererek, Türk ta’lik hattını İran üslûbunun dışına çıkarıp günümüze değin süren ka’idelerini oluşturduğunda ve özellikle celî ta’likte kemâl mertebesine ulaştırdığında hemfikirdirler. İbnülemin’in “babasına dahi tefevvûk etdiği hakkındaki takdîrlerin kabûl edilmesi mümkin değildir. Oğulun, babasının tavrından biraz sapdığı, her ikisinin yazıları tatbîk olununca ortaya çıkmakdadır.” şeklindeki tespiti de, uzmanlar tarafından olumlu anlamda tasdik edilmektedir.

Gerçekten de, babasının son dönem yazıları, özellikle Mihrişâh Vâlide Sultan Türbesi ve sebilinde görüldüğü gibi, İran tarzının dışına çıkma çabasına işaret eden bilinçli bir arayış içinde olduğunun ipuçlarını sunmakta iken, onun bıraktığı yerden başlayan oğlu, yavaş yavaş kendini geliştirip şahsına özgü şivesini kazanmış ve daha sonraları etkisini devam ettirerek günümüze intikal edecek olan ekolü kurmuştur. Nitekim son dönemin meşhur hattatlarından Sâmî Efendi dahi, “Yesârî mi, oğlu mu?” şeklindeki soruya, “Kana’âtimce Yesârîzâde babasından daha hâkimâne yazmışdır.” diye cevap vererek, Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi’nin hatt-ı ta’likteki müstesna mevki’ni teslim etmiştir.

Resmî da’ireler ve sâ’ir yapıların kapılarında mahkûk nice inşa kitabesi kaleme almış olan Yesârîzâde’nin, şaşırtıcı derecede hızlı yazdığı mervîdir. Bu nedenle Türkiye’nin ve dünya önde gelen müze ve kütüphâneleri ile özel koleksiyonlarda imzasını taşıyan yüzlerce levhâsı mevcûttur. Ayasofya Cami’nde bulunan, celî ta’likle yazdığı “Hüve’l-hayyü lâ-yemut” levhâsı bu cümledendir. Ayrıca Bâb-ı Âlî, Alay Köşkü, Teşvikiye Cami’ avlusundaki nişantaşı, Bahçekapısı’ndaki Hidâyet Cami, Eğrikapı hâricindeki Cemâleddîn Uşşâkî Dergâhı, Tophâne’deki Nusretiye Cami, Bayezit’teki yangın kulesi, Beylerbeyi Sarayı arkasındaki çeşme, Darphâne-i A’mire, Koca Mustafa Paşa Cami avlusundaki Pertev Paşa Türbesi ile avlu kapısı, Sultan Mahmud Hân-ı Sâni Türbesi’nin dış avlu kapıları ile Üsküdar Selîmiye’deki Tazıcılar Ocağı üzerindeki tarihler de ona aittir.

Ayrıca Üsküdar’daki Hamdullah Ağa Çeşmesi’nin – kitâbesi hâlen Topkapı Sarayı’ndadır – Fıstıkağacı’ndaki Sultan II. Mahmud Çeşmesi’ninki gibi çok sayıda çeşme kitâbesi de kaleme almış olan Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi’nin, İbnülemin’in iddia ettiğinin aksine Eyüp’teki Mihrişâh Vâlide Sultan Türbesi ve sebilinin tarihleri ile bir alakası bulunmamaktadır. 1794-1795 yıllarına ait olan bu yazıların ona değil, babası Yesârî Mehmed Es’ad Efendi’ye ait olduğu bilinmekte olup onun katkısının tashîh ya da hâk işlemine nezâret ile sınırlı kalmış olması muhtemeldir.

Öte yandan Sultan Selîm Hân-ı Sâlis’in emriyle 1798 ilâ 1800 yılları arasında tecdîden inşâ edilen Eyüp Sultan Cami’nin ta’lik hatlarının onun kaleminden çıkmış olduğu, resm-i küşâdı esnâsında sultan tarafından dağıtılan atiyyelerin listelendiği defter müfredâtından anlaşılmaktadır. Söz konusu kayıtlarda, bu iş için Yesârîzâde’ye 250 guruş ihsân buyurulduğu, yazıları taşa hâkkeden Nakkaş Hüseyin’in de 100 guruş atiyye ile taltif edildiği anlaşılmaktadır.

Zamanının en mümtâz hattatlarından biri olan Mustafa İzzet Efendi’nin te’sis etmiş olduğu, nâmıyla ma’ruf ekol Kıbrısîzâde İsmâ‘il Hakkî EfendiKazasker Mustafa İzzet Efendi, Alî Haydar Bey,  Abdülfettah Efendi ve Mehmed Es’ad Efendi gibi değerli tilmizleri vasıtasıyla sonraki nesillere intikal etmiştir. Bugün dahi ta’lik hattı ile meşgul olan hattatlar onun açtığı yolda ilerlemekte ve namını tebcil etmektedirler.    

 

Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi’nin Tüm Eserlerini Görmek İçin Tıklayın

 

 

Kaynakça

Son Hattatlar, ss. 567; Sicill-i Osmanî, III, s. 459; Türk Hattatları, s. 209; Baltacıoğlu, ss. 60-65; Şâheserler, s. 31; Ünlü Türk Hattatları, ss. 110-128; Târih Musâhebeleri, s. 314; Meşhur Hattatlar, ss. 297-299; Hat Sanatı Tarihi, ss. 173-177; Meşhur Adamlar, s. 142.  

 

İsmail Orman, 21 nisan 2016

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s