Tahsin Aykutalp

1926 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Tahsin Aykutalp, Mevlânâkapı Ortaokulu’ndan me’zun olduktan sonra, okulun resim hocası Sâ’im Bey’in telkîni üzerine 1946 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmiştir. Burada Cevât Dereli’de resim, Halîm Özyazıcı’dan hüsn-i hat, Rikkat Kunt ve Muhsin Demironat’tan tezhîb ve minyatür, Necmeddîn Okyay’dan da ebru dersleri almış, ayrıca Feyzullah Dayıgil’den çini, İsmail Yümnî’den de fenn-i hâkk, Beykozlu Hüseyin Hoca’dan da hususî surette altın ezmenin inceliklerini öğrenmiştir.

1951 yılında Akademi’den mezun olduktan sonra askerlik hizmetine başlayan Tahsin Aykutalp, döndükten sonra ressam-sürveyan olarak İstanbul Belediyesi’nde çalışmağa başlamış, bu süreçte Beşiktaş’taki tarihî kadırgaların restorasyonunda çalışmıştır. Yine bu yıllarda Vakıf İnşaat tarafından yürütülen, Bursa’daki Yeşil Cami’in sıva altı restorasyonunda danışman olarak görev almıştır. 1960 yılında Irak Hükümeti’nin daveti üzerine Bağdat’a giderek, üniversiteye bağlı bir enstitüde 7 sene boyunca tezhîb, çini ve halı dersleri vermiştir.

1967 senesinde yurda döndükten sonra Fâtih Erkek Koleji ve ardından Ahmet Râsim Ortaokulu’nda resim dersleri vermiş olan Tahsin Aykutalp, 1975’te tezhib hocası olarak Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi, Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’ne girmiş ve Neşe Aybey, Nezîhe Bilgetay ve İslâm Seçen ile birlikte Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü’nün kurulmasında görev aldığı gibi, 1993 yılında emekli olana kadar tezhîb şubesinde hocalık yapmıştır.

Bir müddet daha ders ücreti karşılığında fakültedeki derslerine devam eden Tahsin Aykutalp, 1999 yılında geçirdiği ağır bir hastalık netîcesinde derslerden çekilmek zorunda kalmış ve bu hâl üzere iken 16 Aralık 2013 tarihinde vefât etmiştir. Fâtih Cami’inden kaldırılan cenâzesi, Eyüp Sultan Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Hüsn-i hattın son dönemdeki önde gelen isimlerinden olmakla beraber, asıl şöhretini tezhîb san‘atındaki çalışmalarına borçlu olan Tahsin Aykutalp, kendine has tarzı ile son dönem müzehhiblerinin pek çoğunun hocası olmuştur. Ancak mütevâzı kişiliği nedeniyle kendisini hep arka plânda tutmayı tercih ederek, şân ve şöhrete asla itibâr etmemişti. Hatta Ali Rıza Özcan’ın “hocam hiç sergi açtınız mı?” sorusuna, “talebelerim, sizler benim canlı sergilerimsiniz” diye mukabele etmişti.

 

 

İsmail Orman, 26 aralık 2018

Reklamlar