Seyyid Mehmed Burhâneddîn Efendi

Şeyh Seyyid Süleyman Efendi’nin dördüncü oğlu olarak H. 1265/M. 1849’da Belh civârındaki Kunduz Kasabası’nda doğmuş olan Seyyid Mehmed Burhâneddîn Efendi, ülkesinde yaşanan Rus baskısının dayanılmaz seviyeye gelmesi üzerine a’ilesi ile beraber Anadolu’ya göçmüştür. Bursa’ya yerleşmeleri için irâde çıktığından, eğitimini de burada babasının taht-ı tedrisinde tamamlamıştır. Babasından dînî ilimleri tahsîl ettiği gibi, hususi surette şi’ir ve edebiyâtla ilgilenmiştir. Babasının İstanbul’a naklinde beraberinde giden Seyyid Mehmed Burhâneddîn Efendi, burada bulunduğu süre zarfında herhangi bir göreve namzet olmamış ve daha ziyâde edebiyât ve yazı ile meşgul olarak, Türkçe, Farsça ve Çağatayca şi’irler yazmıştır.

Geçimini babasına tahsîs edilen ma’aşla sağlamakta iken, babasının vefâtı ile ma’aş kesildiğinden zarurete uğrayınca, devlete müraca’at edip yeniden ma’aş tahsîs edilmesini talep ettiyse de, kabul görmemişti. Nihâyet bazı erbâb-ı dânişin gayretiyle müstehakkîn-i ilmiyye kısmından ma’aş bağlanınca bir nebze olsun refâha erişmişti. Son yıllarını Heybeliada’da müsteciren geçiren Seyyid Mehmed Burhâneddîn Efendi, H. 1348 senesi Şevvâl ayının 3. gecesi(M. 4 Mart 1930) Heybeliada’da vefât etmiş ve ada kabristanına defnedilmiştir.

Kendisini şahsen tanıyan İbnülemin’in ifâdesine nazarân “edib, hâlim, dil-nevâz, terbiyyeli, değerli bir şâ’ir ve ta’likde hakîkaten hattat-ı mâhir” bir zât olan Seyyid Mehmed Burhâneddîn Efendi, hatt-ı ta’liki Bursa’da bulunduğu esnâda müderrisinden Abdülkadir Nesîb Efendi’den meşkederek H. 1290/M. 1873 senesinde icâzet almıştır. Hatt-ı ta’likte zamanın önde gelenlerinden olmamakla beraber, Süleymaniye Kütüphânesi’nde bulunan H. 1302/M. 1894-1895 tarihli ta’lik kıt‘ası (Db. no: 327).yazının dekayıkına vâkıf hattâtînden olduğuna işaret etmektedir. Oğulları Musâ Efendi ve Celâl Kılıç‘a ilk yazı derslerini de kendisi vermiştir.

Bütün eş’arı hıfzında olduğundan kendisini “şa’ir-i seyyâr” nâmı ile yâd eden İbnülemin, bu hususta ayrıca şunları söylemektedir: Fakr-ı hâlile beraber etvâr ve güftârında eser-i necâbet gösterir, hangi meclise girse söz söylemez, şi’irlerini okur, okumakdan zevk alırdı.

 

Reklamlar