İsmâ‘il Âsım Efendi

Reisü’l-küttâb Küçük Çelebi Mehmed Efendi’ye nisbetle “Küçük Çelebizâde” künyesiyle tanınan İsmâ‘il Âsım Efendi İstanbul’da doğmuş ve babası sâyesinde iyi bir tahsîl ve terbiye görmüş, bilhassa devrinin ünlü şâ’ir, musıkî-şinâs ve hattatlarından olan Abdülbâkî Ârif Efendi’nin hânesine müdâvemetinde, kendisinden bir hayli feyz almıştır.

Eğitimini ikmâl eyledikten sonra bâ-imtihân müderris olup İstanbul’da muhtelif medreselerde müderrislik yaptıktan sonra, kuzât zümresine ilhâk edilmiş olan İsmâ‘il Âsım Efendi, 1723’te Sadrazâm Nevşehirli Dâmâd İbrâhim Paşa’nın himâyesiyle vak‘a-nüvisliğe ta’yin edilmişse de, Patrona Halîl Vak‘ası’ndan sonra ise taşraya sürülmüştür.

1732’de Yenişehir Kadısı olarak ilmiyye zümresine dâhil olup 1739’da Bursa, 1744’de Medîne ve 1748’de de İstanbul Kadılığı’na yükselmiş olan İsmâ‘il Âsım Efendi 1757’de Anadolu Kazaskerliği’ne getirilmiş ve Rumeli Kazaskerliği pâyesini elde etmişse de, bir müddet sonra azledilmiştir. 1759 yılında Koca Râgıb Paşa’nın tavsiyesi üzerine getirildiği şeyhü’l-islâmlık makamında sekiz ay müddetle bulunduktan sonra 15/16 Şubat 1760 gecesi vefât etmiştir.

Mezarı, kayınpederi Hekimbaşı Kazasker Ömer Efendi’nin, kendisinin de kütüphâne ve çeşme ilâve ettirmiş olduğu Molla Gürânî’deki medresesinde bulunan İsmâ‘il Âsım Efendi, mu‘asırları tarafından dürüst, iyilik sever ve hoş-sohbet bir zât olarak tanıtılmıştır. Ayrıca Târikat-ı Mevleviye’den Enîs Receb Dede’nin müntesiblerinden idi. Arapça ve Farsça’ya vâkıf olup el-sine-i selâsede şi’ir söylemeğe kadir, devrinin önde gelen münşîlerinden olduğu, Hoca Gıyâseddîn Nakkaş’ın Acâ’ibü’l-letâ‘if adlı Hıtây seyâhâtnâmesini tercüme etmiş olduğu gibi bir de Mevlîd-i Şerîf kaleme aldığı mervîdir. Ancak te’lif sahasındaki şöhretini, Lâle Devri için mu’azzam bir kaynak olan târihine borçludur.

Hatt-ı ta’liki hânesine devam ettiği eyyâmda Abdülbâkî Ârif Efendi’den meşkederek icâzet almış olan İsmâ‘il Âsım Efendi’nin, başlarda hocasının yolunda iken, bilahâre kendine özgü bir tavır geliştirmiş olduğu ve Müstakîmzâde’nin tâbiri ile söyleyecek olursak, “Nergisîzâde’ye göz açtırmayan, Hoca Durmuşzâde ve Fâsih’e söz söyletmeyen” değerli bir ta’lik hattatı olduğu menkûldür. Bilhassa mâhir olduğu “ta’lik kırması” ile H. 1170/M. 1756 senesinde yazmış olduğu Dîvân’ı bugün Beyazıt Devlet Kütüphânesi’ndedir(nr. 5644).

Emel Esin Kütüphânesi’nde bulunan H. 1164/M. 1750 senesinde nesihle istinsâh ettiği Muslihiddîn Sivâsî’nin Şerh-i Dîvân-ı Hâfız adlı eserinden, aklâm-ı sitteye de vâkıf olduğu anlaşılmakla beraber, hocası hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Nitekim bu kalemde, ta’likte göstermiş olduğu kudretin bir hayli uzağında kalmıştır.

 

 

Kaynakça

Devhâtü’l-küttâb, ss. 33-34; Devhatü’l-meşâyih, s. 101; Tuhfe-i Hattâtîn, s. 650-651; Tezkîre-i Fatîn, s. 265; Tezkîre-i Sâlim, s. 452; Ayîne-i Zürefa, ss. 45-46; Sicill-i Osmânî, I, s. 366; Osmanlı Mü’ellifleri, III, ss. 43-45; İlmiyye Sâlnâmesi, ss. 532-533; Meşhur Adamlar, s. 149; Türk Hattatları, s. 159; EEKYK, s. 212.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s