Hüseyin Nâzım Efendi

Dağıstânlı olan Hüseyin Nâzım Efendi tahsîlini memleketinde tamamlamış, Dağıstân hânlarından Selîm Hân’ın sabâvetinde hocalığına ta’yin edilmiştir. Ancak Ruslar’ın giderek artan baskısı üzerine hâmîsi ile birlikte Erzurum’a gitmiş, burada iken vefâtı üzerine İstanbul’a giderek Şehzâde Cami’nde tefsîr-i şerîf tedrîsine başlamıştır. Şeyhü’l-islâm Yâsincizâde Abdülvehhâb Efendi’nin sefâretinde Dağıstân Hey‘et-i İslâmiyyesi’nin temsilcisi olarak, bir müddet İran’da bulunmuştur.

Ancak döndükten sonra, şeyhü’l-islâm tarafından şi’îlik isnâd edilerek tedrîsten el çektirilince, a’yândan Cebbârzâde’nin da’vetiyle Yozgat’a yerleşmiş olan Hüseyin Nâzım Efendi, Yâsincizâde’nin azlinden sonra tekrar pây-i tahta dönerek Karagümrük tarafında bir hâneye yerleşmiştir. Âmme derslerine devam ederken, ilâve olarak Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn’un Arapça ve Farsça baş-mu’allimliği de uhdesine verilmiş, senelerce tedrîsde bulunmuştur.

Son zamanlarında yaşlılığı nedeniyle ilminden istifâdede sıkıntı çıkmağa başlayan Hüseyin Nâzım Efendi’nin zâtına duyulan saygı nedeniyle ilişilmemiş ve tilmizlerinden Sâlih Efendi’nin mu’avinliğinde mevki’nde kalmıştır. H. 1277/M. 1860-1861’de yüz yaşına erişmiş olduğu hâlde vefât ederek Eyüp’te, Kaşgârî Abdullah Efendi Dergâhı’na giden yokuşun sağ tarafına defnedilmiştir.

Fâzıl ve ârif bir zât-ı sütûde-simât, el-sine-i selâsede nesr ü nazmı kelâma muktedir ve menkûlât ve ma’kûlâtda kıdve olduğu menkûl olan Hüseyin Nâzım Efendi’nin, hatt-ı ta’likde ve şikestesinde derece-i ûlyâda olup hutût-ı sâ’irede dahi mâhâreti vardı. Külliyât-ı Fünûn nâmı ile cem’ ve te’lif ettiği eseri kitabı hatt-ı ta’likle istinsâh etmişse de, nüshası günümüze ulaşmamıştır. Bunun hâricinde Murabba’atü’l-usûl, Hayâtü’l-hikme ve Usûlü’l-hikme, Mantık, İsti’are, Âl-i Abâ ve Gül-hayâl adlı eserleri vardır.

Öte yandan oğlu Şehâbeddîn Efendi için yazdığı kelâm-ı kādîmi görülmüş olan Hüseyin Nâzım Efendi’nin, aklâm-ı sitteye de vâkıf olduğuna anlaşılmaktadır. Nitekim Yahya Hilmî Efendi’nin tilmizlerinden olması, bu aklâmın da kalbur-üstü sîmâlarından olduğuna işâret etmektedir. Ancak bu kalemdeki üstâdı hakkında da bir bilgiye ulaşılamamıştır.

 

 

 

Kaynakça

Mir’ât-ı Mühendishâne; Son Hattatlar.

 

 

İsmail Orman, 2 mayıs 2018

Reklamlar