Bursalı Fahrî


Nice hemşehrisi gibi hezârfen ünvânına bî-hakkın lâyık hattatlarımızdan olan Bursalı Fahrî, başta kat‘ı
(kâğıt kesme) san‘atı olmak üzere “Fahrî oyması” diye meşhur olan fildişi, bağa, ahşap ve maden üzerine hâkkâklık, mücellidlik ve müzehhiblik san‘atlarında da yegâne-i zaman idi. Hatta, “bilhassa kat‘ı san‘atı ve hâkkâklıktaki kudretine ulaşılabilmiş değildir” dersek, yanıltmış olmayız. Nitekim şöhreti Osmanlı sınırlarını dahi aşmış, Batı dünyasının yakından tanıdığı Türk san‘atkârlar arasına girmiştir.

Asıl ismi Fahreddîn olmakla beraber, eserlerine düştüğü ketebelere istinâden “Bursalı Fahrî” ismiyle şöhret kazanmış olan san‘atkârımızın Bursa’da doğduğu ve eğitimini orada tamamladığı düşünülmektedir. Muhtemelen 1572 senesinde İstanbul’a giden Fahrî, bugün Viyana Millî Kütüphânesi’nde bulunan, erkek ve dişi oyma ta‘lik kıtalar ile çiçek ve bahçe manzaraları ihtivâ eden albümünü Sultan Murâd Hân-ı Sâlis’e takdîm etmiş ve bunun üzerine zamanının önde gelen âlimlerinden Kemâlzâde Alî Çelebi’ye mülâzım verilmiştir. 25 seneye yakın hocasının taht-ı tedrîsinde kaldıktan sonra H. 1005/M. 1597 senesinde icâzet almıştır.

Muhtemelen bundan sonra küçük bir müderrislik elde etmiş olan Bursalı Fahrî, Sultan Ahmed Hân-ı Evvel’in cülûsundan sonra, daha büyük bir müderrisliğe geçebilmek için, Sa‘dî-i Şirâzî’nin Gülistân adlı eserini baştan sona kadar rengârenk kâğıtlarla, ince motifler, çiçekler, resimlerle süslü olarak kat‘ı tekniği ile hazırlamış ve sultâna takdîm etmiş. Ancak yeniyetme sultan eserin değerini anlayamamış.

Günlerce emek sarfederek meydana getirmiş olduğu bu fevkalade eserin beğenilmemesinden son derece mükedder olan Bursalı Fahrî, Dârü’s-sa‘ade Ağası Mustafa Ağa’nın araya girmesi ile tekrar huzura davet edilmiş ve sultan tarafından hediye edilen sedefkârî küçük bir sanduka ile gönlü alınmış. Ancak, bugün nerede olduğu bilinmeyen bu eserin ona ikbâl kapısını açıp açmadığı bilinmez.

Muhtemelen yine tarîk-i tedrîste ilerlemeye devam eden Bursalı Fahrî’nin ölüm tarihi de kesin olarak belli değildir. İsmâ‘il Belîğ ve Bursalı Mehmed Tâhir gibi mü’ellifler H. 1020/M. 1611 senesinde birleşirken, G. Jacob ise H. 1027-1028/M. 1618-1619 senelerine işaret etmiştir. Ancak kesin olan, ömrünün büyük bir kısmını geçirdiği İstanbul’da vefât ettiği ve Edirnekapısı hâricinde, muhiblerinden Abdullah Kırımî’nin yakınına gömüldüğüdür. Ancak mezarı bugün mevcut değildir.



Süheyl Ünver’in beyânına nazaran Mevlevî dedelerinden olan Bursalı Fahrî’nin san‘atından Gelibolulu Mustafa Âlî “Rûmiyân’dan Bursalı Fahrî ki, kıt‘a kat‘ında lâ-nazîr-i âlem ve bağçe tertîbinde ve şükûfe ve ezhârın envâ‘ını kesmekte gösterdiği eşsiz san‘at kudreti her yerde makbûl ve müsellemdir” şeklinde bahseder. Güldeste-i Riyâz-ı İrfân’da “Kısa zamanda bir hüsn-i hat kıt‘asını mahâretle keserdi” denilerek yazıdaki kudreti beyân edilmiştir. Ancak bu konudaki üstâdının kim olduğu meçhûldür.

Bursalı Fahrî’nin eserlerinde, yukarıda bahsedilen iki örnekte olduğu gibi, yazı önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim neşretmiş olduğumuz kat‘ı tekniğinde oluşturulmuş kıt‘alar, yazının kudreti kadar, çok hassas ve pürüzsüz kesimleri ile dikkati çekmektedir. Bunların hâricinde Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphânesi’nde 17, British Museum’da 1, Ankara Türk Ocağı’nda 2, Ekrem Hakkı Ayverdi hat koleksiyonunda 1, Halim İbrahim Arda’da 1, Hasan Fehmi Enata’da da iki ta‘lik kıt‘ası bulunmaktadır.

Öte yandan Bursalı Mehmed Tâhir, Sa‘id Halîm Paşa’da “Fahrî oyması” bir enfiye kutusunun, Keçecizâde Reşâd Fu‘ad’da bir keşkülünün, Bursalı Hacı İbrahim Efendi’de Nasîhâtü’l-ulemâ adlı eserinin ve Prens Abbas Halîm Paşa’da da bir kıt‘asının bulunduğunu naklediyorsa da, akıbetleri hakkında bir bilgi yoktur. Ta’lik hattatlarından Değirmencizâde İbrahim Hakkî Efendi’de bulunduğu nakledilen Pend-i Attâr‘ı ile Nureddin Rüştü Büngül koleksiyonundaki çiçek resminin yeri ise tesbit edilememiştir.

 

Bursalı Fahrî’nin Tüm Eserlerini Görmek İçin Tıklayın

 

 

Kaynakça

Menâkıb-ı Hünerverân, s. 63; Güldeste-i Riyâz-ı İrfân, s. 532-537; Hat ü Hattâtân, s. 261; Eski Eserler Ansiklopedisi, s. 131-134; A. Süheyl Ünver – Gülbün Mesara, Türk İnce Oyma Sanatı, “Kaatı”, Ankara. 1980, s. 11-12; Kemal Çığ, “Türk Oymacıları (Katığları) ve Eserleri”, Yıllık Araştırmalar Dergisi (1957), II, Ankara 1958, s. 159-179; İstA, X, 5486-5487; Türk Hattatları, s. 93; DİA, 12, s. 96.  

 

İsmail Orman, 26 kasım 2016

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s