Rık’a

Hat san‘atında çabuk ve kolay yazma ihtiyacının sonucu olarak
Osmanlılar tarafından geliştirilmiş olan rık‘anın, sözlük anlamı “kâğıd, deri parçası” olan “ruk‘a”dan türetildiği söylenmektedir. Kalemin tabi’î akışına uygun dîvânî özelliklerini taşıyan bu yazı türünün ne zaman ortaya çıktığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, bilhassa 18. yüzyılın ikinci yarısından sonra Dîvân-ı Hümâyun’nda belli kurallara bağlanarak karakter kazanmış olduğu görülmektedir.

Bâb-ı Âlî’de müstahdem memurların yazdığı, “Bâb-ı Âlî rık‘ası” olarak da adlandırılan eski rık‘a Mümtâz Efendi tarafından belli kurallara bağlanmıştı. O zamana değin kullanılmakta olan dîvânîden farklı olarak elif, kef, lâm gibi dikey harflerin boylarını küçülten, zülfe, kavis ve ayrıntıları ortadan kaldırıp sol tarafa olan meyli dik, keskin, köşeli bir biçime dönüştürmüş olan Mümtâz Efendi, fâ, kaf, mîm, vav harflerinin gözlerini kapatmış, sin harfinin dişlerini çıkarıp düz bir çizgi haline getirdiği gibi şîn, dâd, nûn harflerinin çanakları da kavisli bir çizgi şekline sokmuştur. Ayrıca harflerin noktaları kalemin çıkardığı noktanın yarısı olup iki nokta kısa bir çizgi, üç nokta ise kıvrık bir yay biçimini almıştır. Harfler ve kelimeler harekesiz olarak, 20-30 derece açıyla satıra oturacak şekilde dizilmiş, yalnız küpler ve mîmin kuyruğu satırdan aşağı sarkıtılmıştır.

Sür‘atle yazılabilmesi için harf bünyelerinde yapılan bu kısaltmalar rık‘anın estetik ifade gücünü büyük oranda azaltmış olmakla beraber, şahsî his ve heyecân unsurlarını öne çıkarmıştı.
Bu nedenle Mümtâz Efendi’nin ortaya çıkardığı bu yeni yazı öylesine sevilmiş ve rağbet görmüştür ki, hemen tüm resmî yazışmalar bununla yapılmaya başlanmış olduğu gibi, Âlî Paşa, Fu‘ad Paşa ve Cevdet Paşa gibi son derece değerli rık‘a hattatları ortaya çıkmıştır. Öte yandan daha sür‘atli yazılması için bu kurallar da kırılmış ve “rık‘a kırması” veya “Bâb-ı Âlî kırması” denilen, sık kullanılan bazı kelimelerin, birleşmeyen harflerini birleştiren özel bir yazı türü ortaya çıkmıştır.

Rık‘adaki ikinci mihenk taşı olan Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi hat hocası Mehmed İzzet Efendi ise rık‘ayı bodurluktan kurtarıp dikey harflerin sola meylini azaltmış, kelimeleri geometrik bir düzen içinde daha açık yazarak âhenkli bir satır nizâmına sokmuştur. Bu yeni üslûp ile harf bünyelerinde klasik oran ve ölçülerine kavuşarak bir san‘at yazısı seviyesine yükselen rık‘a, hattatlar tarafından çok beğenilmiş ve yaygınlaşmıştır. Öyle ki İbnülemin, – biraz da şahsî nedenlerleSon Hattatlar adlı eserinde rık‘a hattatlarının biyografilerini yazıp ve yazılarından örnekler vermiştir. Ancak bunlar daha ziyâde rık‘ayı güzel yazan önemli devlet adamlarıdır.

Rık‘ayı gerçek bir san‘at yazısı hâline dönüştürenler ise Şefîk Bey, Ferîd Bey, Hâfız Hasan Tahsîn Hilmî Efendi, Mehmed Şevket Efendi, Mehmed Şevket Vahdetî Efendi, Sâmî Efendi, Sofu Mehmed Efendi, Abdülkadir Kadrî Efendi, İsmâ‘il Hakkî Altunbezer, Kâmil Akdik, Necmeddîn Okyay, Macid Ayral, Hâmid Aytaç, Hâlim Özyazıcı ve Kemâl Batanay gibi hattatlar olmuştur.

  1. yüzyılda günlük hayatta, mektuplarda ve resmî yazılarda yaygın biçimde kullanılmakla, hükümet dâ’irelerinde işlerlik kazanmış olan rık‘a kısa sürede diğer İslâm ülkelerine de yayılmıştır. Arap yazısını kullanan ülkelerde, basitliği ve kolaylığı sebebiyle eğitim ve öğretimde önemini bugün dahi korumakta olan rık‘a, matbu kitaplar dışında geniş bir kullanım alanına sahiptir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s