Gubârî

Arapça “toz” mânasındaki gubâr kelimesinden türetilen ve “toz gibi” anlamına gelen gubârî hattının, karakter olarak rıka‘ ve nesih yazılarına daha yakın olması sebebiyle bu iki yazının karışımından meydana geldiği söylenir. Ancak gubârî müstakil bir yazı cinsini değil, her çeşit hattın çok ince yazılan biçimini ifade etmektedir. Öte yandan posta vazifesi gören güvercinlerin kanadına bağlanan mektuplar gubârî hattıyla yazıldığı için, bu yazıya “kalemü’l-cenâh” (kanat yazısı) adı da verilmiştir.

Gubârî, çok küçük yazılması sebebiyle teorik olarak her çeşit yazıya uygulanabilirse de, yapı itibariyle daha ziyade nesih, ta‘lik ve rıka‘ yazılarına daha uygun düştüğünden bu aklamda kullanılmıştır. Doğal olarak kalem ağzı, bu yazılarda kullanılan yaklaşık 1 milimetrelik ölçünün altında olmakla beraber, bu hususta standart bir ölçü belirlenmiş olduğuna işaret eden bir delil yoktur.

Hat san‘atında daha ziyade cepte taşımak veya savaşta sancaklara takılmak üzere yazılan küçük boydaki mushaflar ile “yâsîn” kelimesi içine sığdırılan Yasin Suresi gibi, bazı levhalarda harflerin iç kısımlarına âyet ve hadislerin doldurulmasında kullanılan gubârînin kullanıldığı bir diğer alan ise pirinçlerdir. Zira pekçok hattat şifa için pirinç tanesi üzerine İhlas Suresi’ni yazarlardı.

Bunların şüphesiz en meşhurları, İstanbul’daki Sultan Ahmed Camii’nin celî yazılarını yazmış olan Seyyid Kasım Gubârî ve Şeyh Hamdullah’ın oğlu Mustafa Dede’nin tilamizinden olan Akşehirli Abdurrahman Gubârî’dir. Son dönemin bu sahada iştihar etmiş en önemli hattatı ise Mehmed Nuri Sivasi’dir.

Reklamlar