Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi

Samatya’daki İmrahor Cami’nin imâmı Seyyid Hasan Hâşimî Efendi’nin oğlu olan Seyyid Abdullah Efendi, 1670 yılında Yedikule’de dünyaya geldiğinden, Türk hattatları meyânında “Yedikuleli” nâmıyla yâd olunmuştur. Henüz çocuk yaşta iken, aynı zamanda hattat olan babasından yazı meşketmeğe başlamış, diğer yandan da hıfzını ve tahsîlini tamamlamıştır. Ayrıca Halvetî Târikatı’na sülûk edip hilâfet almıştır. Eğitimini ikmâl eyledikten sonra, hocasının tavsiyesi üzerine bir müddet Edirne Sarayı’nda şehzâdegân hazerâtına hüsn-i hat ta’limi ile meşgul olmuşsa da, babasının 1687 yılındaki vefâtında İstanbul’a dönerek, âdet olduğu üzere babasının görevini devralmıştır.

İmrahor Cami’nin imâmetini ömrünün sonuna değin sürdürmüş olan Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi, sa’ir zamanını yazıya hasretmiş ve 10 Eylül 1731 tarihinde vefât etmiştir. Eyüp Bahâriyesi’nde Şâh Sultan Tekkesi’nin karşısındaki mezarlığa defnedilen Abdullah Efendi’nin, kitâbesi tilmizlerinden Şeyh İbrahim Dede tarafından yazılmış olan mezartaşı, ne yazıkki 1987 yılındaki yol genişletme çalışmaları esnâsında kaybolmuştur.

Dindârlığı ve güzel ahlâkı ile de müştehir olan Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi ilk yazı derslerini meşâhir-i hattâtînden Ramazân bin İsmâ‘il’den mücâz olan babasından almıştı. Daha sonra yazıda tekemmül etmek için 1686 yılında Hâfız Osman’a bağlanan ve dört yıl da o üstâd-ı kâmilden meşk aldıktan sonra, nihâyet 1690 yılında, hocasının “İşte Seyyid Çelebi budur! benden güzel yazar.” şeklindeki medh ü senâsı ile me’zun olmuştu.

Hocasının, daha önce kimseye nasib olmayan methine mazhâr olan Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi, Şeyh Hamdullah Üslûbu’nu mucizevî bir mükemmelliğe eriştiren Hâfız Osman’ı doğal olarak asla utandırmadı. Bilhassa nesihte onun şîvesini daha da mükemmel hâle getirerek, deyim yerindeyse “hâfız-ı sânî” oldu. Bu nedenle yazısını Hâfız Osman’ınkinden tefrîk edebilmek son derece güçtür. Hatta son zamanlarında meflûc düşen Hâfız Osman’ın talebelerine meşk verdiği de bilinmektedir. Ancak nâdiren yazdığı sülüste hocasının seviyesine ulaşamamıştır.

Hocasının tavsiyesi üzerine, 1687 yılına kadar Edirne Sarayı’nda meşk hocalığını yaptığı Şehzâde Ahmed’in tahta çıkışından sonra türlü iltifâtına nâ’il olan Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi, Sakazâde Mustafa Efendi’nin vefâtıyla boşalan Topkapı Sarayı hüsn-i hat mu’allimliğine ta’yin edildi. Bu sâyede daha da yakınlaşıp sohbetlerine iştirâk etme şansı bulduğu Sultan Ahmed Hân-ı Sâlis için Osmanzâde Tâ’ib Efendi’nin Terceme-i Meşârik-i Şerîf adlı eserini istinsah ettiği gibi, iki mushâf-ı şerîf hediye etti.

Bunlardan biri hâlen İstanbul Üniversitesi Kütüphânesi’nde olup (A. 6543) buraya Sultan Abdülhamîd Hân-ı Sânî tarafından te’sis edilen Yıldız Sarayı Kütüphânesi’nden nakledilmiştir. Bizzat sultan tarafından okunduğu anlaşılan mushâf, yazısının mükemmelliği yanında, muhtemelen Rugânî Alî Üsküdârî’nin elinden çıkmış olan fevkalade tezhîbi ve elmas, yakut, zümrüt ve firuze gibi değerli taşlarla murassa’ cildi ile dikkati çekmektedir.

Hattâtîn meyânında yaşadığı yere nisbetle “Yedikuleli” ve diğer ismine istinâden de “Emîr Efendi” nâmı ile yâd olunan Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi, son derece hızlı yazması ile tanınmış olup yukarıda bahsedilenlerle beraber yirmidört Kur’ân-ı Kerîm, bini aşkın en‘am, evrâd-ı şerîf ve kıt’a kaleme aldığı menkûldür. İstanbul Üniversitesi Kütüphânesi’nde iki murakka’ı bulunan hattatın, Antalya Müzesi’nde de H. 1139/M. 1726-1727 tarihli murakka’ı vardır.

Yüzden ziyâde hattat yetiştirmiş olup Eğrikapılı Mehmed Râsim Efendi, Taş Mektebli Mustafa Râkım Efendi ve Şekerzâde Seyyid Mehmed Efendi tilmizlerinin en meşhurlarıdır. Bunlardan başka oğlu Abdülhalîm Hasîb Efendi, İbrahim Nâmık Efendi, Mîr Mehmed Emîn Efendi, Adem Efendi, Seyyid Alî Kâtibî, Abdullah Vefâyî Efendi, Abdülkadir Zarifî, ebû-Bekir bin Mehmed, Ahmed Rıfkî Efendi, Aralık İmâmı Hâfız Mehmed Efendi, ebû-Bekir bin Süleyman, Hâfız Ahmed bin Osman, İsmâ‘il bin Alî, Mîr Hüseyin Efendi, Hamzazâde Hâfız İbrahim Efendi, İbrahim DedeHocazâde Seyyid Ahmed Efendi, Mustafa Nazîf Efendi, Seyyid Mehmed Hilmî Ağa, Şemseddîn bin Süleyman gibi hattatlara da icâzet vermiştir. Sultan hocalığının yanında, saraydaki mesâ’îsi süresince Nevşehirli Dâmâd İbrâhim Paşa ve oğlu Genç Mehmed Paşa ile Kaymak Mustafa Paşa, Hekimzâde Alî Paşa, Şerîf Halîl Paşa, Mehmed Râkım Paşa gibi ricâl mensûblarına da yazı dersleri verdiği bilinmektedir.

 

Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi’nin Tüm Eserlerini Görmek İçin Tıklayın

 

 

Kaynakça

Devhâtü’l-küttâb, s. 59; Sicill-i Osmanî, III, s. 374; Tuhfe-i Hattâtîn, ss. 269-271; Türk Hattatları, ss. 136-137; Hat Sanatı Tarihi, ss. 72-73; Hat ü Hattâtân, ss. 118-119; İstA, I, s. 14; Osmanlılar Ansiklopedisi, I, ss. 8.

 

İsmail Orman, 23 nisan 2016

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s