Sünbülzâde Vehbî Efendi

Mar‘aş ulemâsından Sünbülzâde Râşid Efendi’nin oğlu olarak orada dünyaya gelmiştir. Mar‘aş müftîsi olan dedesi Mehmed Efendi’nin taht-ı tedrîsinden geçtikten sonra medrese tahsîli almak üzere İstanbul’a giden Sünbülzâde Vehbî Efendi, bu esnâda yazdığı kasîdeler ve tarihler ile ismini duyurunca, müderrislik pâyesiyle taltîf olunmuştur. Eğitimini tamamladıktan sonra Yenişehirli Osman Efendi ve Re’îsü’l-küttâb İsma’il Efendi’nin himâyesinde hâcegân zümresine dâhil olmuştur.

Mühimme Kalemi kâtibi iken Sultân Abdülhamîd Hân-ı Evvel tarafından H. 1189/M. 1775’te Kerîm Hân Zend’e elçi olarak gönderilmişse de, Han’la peydâ ettiği fevkalade muhâbbet ile devletin menfa’âtine zarar verdiği yolundaki söylentiler üzerine idâmına fermân çıkarılmıştır. Bunun üzerine bir posta tatarı kılığında gizlice İstanbul’a dönerek, Üsküdar’da bir evde saklanmağa başlayan Sünbülzâde Vehbî Efendi, bu esnâda yazdığı “Tânnâne Kasîdesi” sâyesinde affedilmekle beraber, 
hâmîlerinin de nüfûzunu yitirmesi nedeniyle uzun müddet ma’zûl kalacaktı.

Nihâyet H. 1197/M. 1783’te Sadrazâm Halîl Hamîd Paşa’nın gayretiyle Rumeli’nde bir kadılığa ta’yinini sağlamağa muvaffâk olan Sünbülzâde Vehbî Efendi, daha sonra Rodos kadısı ve Silistre nâ’ibi olup kadı nâ’ibi olarak H. 1201/M. 1788’deki Avusturya seferine iştirâk etmiştir. Ordûy-ı Hümâyûn’un avdetinde Eski Zağra Kadılığı’na getirilmişse de, hakkındaki şikâyetler netîcesinde H. 1203/M. 1790 senesinde azledilmiştir.

Daha sonra Manisa, Siroz, Manastır ve Bolu’da kadılık yaptığı bilinen Vehbî Efendi, nihâyet İstanbul’a dönerek inzivâya çekilmiştir. Son zamanlarında nikrise yakalandığı, görme yeteneğini kaybettiği, bir rivâyete göre bilincini de yitirdiği anlaşılan Sünbülzâde Vehbî Efendi, bu hâl üzere iken H. 14 Rebi’ü’l-evvel 1224/M. 29 Nisan 1809 tarihinde vefât etmiş ve Edirnekapı hâricine defnedilmiştir.

Asrının re’îsü’ş-şu’arâsı kabul edilen Sünbülzâde Vehbî Efendi’nin Nedîm ve Sâbit etkisi görülen, mahallî kelime ve deyişler açısından hayli zengin olan kasîde, tarih ve gazellerden oluşan müretteb dîvânı dışında manzûm olarak yazdığı 
Tuhfe-i Vehbî, Lûtfiyye, Nuhbe-i Vehbî ve Şevk-engîz gibi eserleri bulunmaktadır. Bunların dışında lâubâli ve ahlâk dışı eserler yazdığı belirtilmekteyse de, bunların pek azı günümüze ulaşmıştır.

Muhtemelen medrese tahsîli esnâsında aklâm-ı sitte ve ta’lik dersleri aldığı anlaşılan Sünbülzâde Vehbî Efendi’nin kimlerden mücâz olduğu tesbit edilememiştir. Oğlu Sünbülzâde Abdülbâkî Efendi’yi değerli bir hattat olarak yetiştirmişse de, hüsn-i hattına delîl olacak bir yazısına tesâdüf edilememiştir.

 

 

 

Kaynakça

Târih-i Şânîzâde, I, ss. 196-199; Harâbât, I, s. 117; DİA, 38, ss. 140-141.

 

İsmail Orman, 28 ocak 2018

Reklamlar