Sultân Bâyezid Hân

Fâtih Sultân Mehmed Hân’ın Gülbahâr Hatun’dan olma büyük oğlu olarak H. 851/M. 1448 senesinde Dimetoka’da dünyaya gelen Sultân Bâyezid Hân, yedi yaşında iken Amasya Sancakbeyi olup Çandârlı İbrâhim Paşa ve Yahya Paşa gibi tecrübeli devlet adamlarının nezâretinde devlet işlerinde tecrübe kazandı. Bu esnâda Mu’arrifzâde’den tahsîl-i ilim edip, Şeyh Hamdullah’dan da hüsn-i hat dersleri aldı.

Babasının H. 4 Rebi’ü’l-evvel 886/M. 3 Mayıs 1481 tarihindeki irtihâli üzerine İstanbul’a giderek, 23 Rebi’ü’l-evvel/22 Mayıs’ta tahta çıkan Sultân Bâyezid Hân’ın ilk icra’âtı, Bursa’da saltanâtını ilân eden kardeşi Şehzâde Cem ile mücâdele etmek olmuştu. 22 Haziran’da Yenişehir’de yapılan savaşı kaybeden Cem, Mısır’a kaçtıktan sonra, Karamanoğlu Kasım’ın çağrısı üzerine tekrar Anadolu’ya dönerse de, umduğu desteği bulamayınca H. 12 Cemâziye’l-âhir 887/M. 29 Temmuz 1482’de Rodos şövalyelerine sığınmak zorunda kalır.

Kardeşinin esâret altında kaldığı bu dönemde barışçı bir siyâset takip etmek ve bazı tâvizler vermek zorunda kalan Sultân Bâyezid Hân, Şehzâde Cem’in H. 29 Cemâziye’l-evvel 900/M. 25 Şubat 1495 tarihindeki vefâtından sonra daha cesur hamlelerde bulunmağa başlamıştır.

 Bu dönemde Boğdan ve Arnavutluk’taki isyânlar bastırılmış, askerî müdâhaleler sonunda Venedikliler ve Macarlar barışa zorlanmıştır. Ayrıca Ruslarla ilk siyâsî ilişkiler de onun zamanında te’sis edilmiştir.

Bu dönemde Endülüs’teki Benî Ahmer Devleti’ne yardım edip engizisyonun zulmünden kaçan yahudilerden bir kısmını Osmanlı topraklarında çeşitli şehirlere yerleştirmiş olan Sultân Bâyezid Hân,

 Cem meselesi nedeniyle iyice artan Osmanlı-Memlük çekişmesine dâhil olan Safevîler’in Anadolu’da çıkardığı karışıklıklar yüzünden, saltanâtının son zamanlarını bir hayli sıkıntı içinde geçirecekti.

Nitekim Şâh İsma’il’in Şi’î siyâsetini dizginleyen Trabzon Sancakbeyi Şehzâde Selîm’in giderek artan şöhreti ve 1511’de patlak veren Şâhkulu İsyânı, Sultân Bâyezid Hân’ın prestijini tümüyle sarsacaktı. Sükûneti seven, memleketi mâ’mûr, halkı refâh içinde görmek isteyen biri olduğu hâlde, son yıllarında artan sağlık sorunları nedeniyle yönetimde söz sâhibi yaptığı kişilerin ehliyetsizliği, bi’l-hassa yeniçeriler arasındaki huzursuzluğu arttırmıştı.

Nihâyet 30 yıl, 11 ay, 2 gün süren bir saltanâtın ardından, H. 7 Safer 918/M. 24 Nisan 1512 tarihinde Şehzâde Selîm lehine tahttan feragât eden Sultân Bâyezid Hân, doğduğu yer olan Dimetoka’ya gitmek üzere iken, 5 Rebî’ü’l-evvel/21 Mayıs’ta Çorlu yakınındaki Abalar Köyü’nde vefât etmiştir. İstanbul’a nakledilen cenâzesi, kendi nâmına yaptırtmış olduğu cami’in hazîresine defnedilmiştir.

Ortadan uzun boylu, yağız çehreli, elâ gözlü ve geniş göğüslü olarak ta’rif edilen Sultân Bâyezid Hân’ın yumuşak, hatta melankolik bir tabi’âta sâhib olduğu menkûldür. Gençliğinde hevâ-perest bir yaşam sürdüğü hâlde, pâdişâhlığında ibâdete ve hayır işlerine yönelmiş, İstanbul, Edirne ve Amasya’da nâmına külliyeler, Edirne, Geyve ve Osmancık’ta köprüler yaptırmıştır. Bu sebeble de “Bâyezid-i Velî” diye anılır olmuştu. Buna rağmen saltanâtının son zamanlarında yaşanan salgınlar, kıtlıklar ve depremler, uğursuzluğuna işâret sayılmıştır.

Şehzâdeliğinden itibâren ulemâ ve şu’arâyı himâye etmiş, san‘atkârları desteklemiş olan Sultân Bâyezid Hân zamanında Molla Lûtfî, Mü’eyyedzâde Abdurrahmân, İbn-i Kemâl, İdrîs-i Bitlisî, Tâcîzâde Ca’fer ve Sa’dî çelebiler, Zenbilli Alî Efendi, Necâtî, Zâtî, Visâlî, Firdevsî gibi birçok âlim ve şâ’ir yetişmiştir. Aynı zamanda “Adlî” mahlâslı şâ’ir olup çoğunluğunu gazellerden oluşan küçük bir dîvân tertiblemiştir.

Şehzâdeliğinde hüsn-i hat dersleri almış olduğu Şeyh Hamdullah’ı, tahta çıktıktan İstanbul’a davet edip saray hattatları zümresine alarak, hat san‘atında yepyeni bir çığır açılmasını sağlayan da odur. Onun verdiği destek sâyesinde Şeyh Hamdullah, Türk tarzı aklâm-ı sitteyi geliştirerek, İstanbul’u hüsn-i hattın menba’ı hâline getirmiştir. Öte yandan hat san‘atında oldukça yetenekli olduğu bilinen Sultân Bâyezid Hân’ın çalakalem yazılmış takrîrler dışında, san‘atlı yazısına tesâdüf edilememiştir.

 

 

 

Kaynakça

Devhâtü’l-küttâb; Tuhfe-i Hattâtîn.

İsmail Orman, 2 ocak 2018

Reklamlar