Nakşî Dede

Edirneli’ olan Nakşî Dede’nin asıl ismi Mustafa Tevfîk Efendi’dir. Eğitimini memleketinde tamamladığı gibi, beldesinin önde gelen hattatlarından aklâm-ı sitte dersleri almışsa da, kimlikleri ma’lûm değildir. Hüsn-i hattaki mahâretine binâ’en, evâ’il-i hâlinde mâ’işetini yazıdan sağlamıştır. Bu dönemde Edirne’deki Selimiye Cami’nin kubbesindeki müdevver İhlâs Sûresi’ni yazmış olup Eski Cami ve Selimiye Cami’ne de celî sülüsle muhârrer levhalar ihdâ eylemiştir.

Çocukluğundan itibâren müntesiblerinden olduğu Mevlevî Târikatı’nda ilerlemek arzusu ile bilâhare meşgalesini terkeden Nakşî Dede, evvelâ Gelibolu Mevlevîhânesi’nde ve ardından Afyon Karahisarı Mevlevîhânesi’nde çile çıkarmıştır. H. 1240/M. 1824-1825 senesinde de Konya’ya giderek Mehmed Sa’id Hemdem Çelebi’den çile çıkararak hilâfet almıştır. Hatta bu esnâda mürşîdine Arapça ve Farsça dersleri verdiği de menkûldür.

H.1241/M. 1825-1826’da, Mısır Vâlîsi Kavalalı Mehmed Alî Paşa’nın Konya’yı işgâlinde, onun isteği üzerine Kahire’ye giden Nakşî Dede, bir müddet oradaki Mevlevî dergâhına devam etmiş ve kudûmzenbaşı olmuştur. Nice zaman hizmetten sonra, Fikrî Dede’nin H. 1254/M. 1838 senesindeki vefâtında meşihâte ta’yin edilmiş, H. 1260/M. 1844 senesinde, bir nedenle Edirne’ye yaptığı kısa seyahât hâricinde, kalan ömrünü Kahire’de geçirdikten sonra, H. 1271/M. 1854-1855 senesinde orada vefât etmiştir.

Hattatlığının yanı sıra tezhîb sanatında da mâhir olduğu bilinen Nakşî Dede, el-sine-i selâsede güftâra vâkıf şu’arâdan olup beldesinde “Nakşî Molla” lâkabıyla ma’rûf idi. Bilhassa ruba’îleri meşhur olup Mevlânâ Celâleddîn Rûmî için kaleme aldığı elliüç beyitlik hilye-i sa’adeti vardır. Ayrıca mûsıkîde de mâhir ve vaktinin meşhur nâyzenlerinden biri olduğu nakledilen Nakşî Dede’nin, bestekâr kimliği de bulunmakta idi. Bir hayli dînî bestesi olup ilk mukalebelesi Kahire Mevlevîhânesi’nde yapılmış olan Mevlevî âyini, Türk mûsıkîsinin şâheserlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Türk sanatı tarihinin çok yönlü sîmâlarından biri olan Nakşî Dede’nin neşretmiş olduğumuz âsârı, her kalemde mümtâz hattatlardan olduğuna delîldir. Meşgalesinden arta kalan zamanda ta’lim-i talebe ile de meşgul olarak, Tabî Mehmed Sa’id Efendi, İbrahim Rüşdî Dede ve Mehmed Hasîb Dede gibi değerli tilmizler yetiştirmiştir.

 

 

Kaynakça

Tezkire-i Fatîn, s. 418; Sicill-i Osmânî, IV, s. 577; Riyâz-ı Belde-i Edirne, II, s. 566; Edirneli Hattatlar, s. 316; Edirne Hattatları, s. 629; Edirne Tarihi, s. 280; Mevleviliğin Son Yüzyılı, s. 223; DİA, XXXIII, ss. 334-335; Edirne’de Tasavvuf Kültürü, s. 411; TMA, s. 64; BTMA, s. 98.

 

 

İsmail Orman, 18 kasım 2017

Reklamlar