Mustafa Âtıf Efendi

Sâhib-ayâr” nâmıyla ma’rûf Mustafa Efendi’nin oğlu olarak İstanbul’da Soğanağa Mahallesi’nde dünyaya gelen Mustafa Âtıf Efendi, eğitimini tamamladıktan Mâliye Kalemi hulefâlarından olmuş ve buradaki mesâ’îsi esnâsında Defterdâr İzzet Alî Paşa’nın dikkatini çekince, bir müddet mektubçuluk hizmetinde bulunmuştur. 1737 senesinde Defterdâr-ı Şıkk-ı Evvel olmuş, ancak Sadrazâm Yeğen Mehmed Paşa ile ters düşünce senesini doldurmadan azledilerek Gelibolu’ya sürülmüştür.

Ertesi sene İvâz Mehmed Paşa’nın sadâretinde def‘aten başdefterdârlığa getirilen Mustafa Âtıf Efendi, devam etmekte olan Avusturya Savaşı’nda göstermiş olduğu hizmetlerle Belgrad’ın geri alınmasında pay sahibi olmuş, 1741 Eylül’ünde ise Hac vazîfesini ifâ etmek üzere görevinden ayrılmıştır. Avdetinde üçüncü defa başdefterdârlığa getirilmişse de, Sadrazâm Dâmâd Sa’id Alî Paşa’nın desîsesi netîcesinde tutuklanmış ve bu hâl üzere iken 25 Temmuz 1742 tarihinde sıtmadan vefât etmiştir.

Karacaahmet Mezarlığı’nda, Miskinler Tekkesi civârında Şerifkuyusu nâm mahâle defnedilmiş olan Mustafa
Âtıf Efendi, tanıyanlar tarafından hoş-sohbet, güleryüzlü, fazîletli ve yardım-sever bir kişi olarak tanıtılmıştır. Osmanlı Devleti’nin en karışık dönemlerinden birinde yetişmiş değerli mâliyecilerinden biri olmakla birlikte, dönemin ilim, kültür ve san‘at ortamlarının da mümtâz sîmâlarından biri idi. Nâbî tarzında yazmış olduğu Türkçe, Arapça ve Farsça manzumelerle zamanın önde gelen şâ’irleri arasına nâmını yazdırmayı başarmış olduğu gibi, “Dârü’l-kütûb-i Âtıf” nâmı ile te’sis etmiş olduğu kütüphânede ilmî ve edebî eserleri toplayarak, ilim sahasında mühim bir hizmette bulunmuştu.

Hat san‘atındaki kudretiyle de meşhur olan Mustafa Âtıf Efendi aklâm-ı sitteyi Ağakapılı İsmâ‘il Efendi’den meşketmiş, hocasının vefâtından sonra da oğlu Mustafa Efendi’den uzun müddet istifâde etmiştir. Mâliye kalemlerinde kullanılan siyâkatte ve bilhassa dîvânîde göstermiş olduğu kudret ile ekol sahibi bir hattat hâline geldiği ve haleflerini etkilemeyi başarmış olduğu menkuldür.

Bugün nâmına izâfetle te’sis etmiş olduğu kütüphânede mahfûz bulunan, daha ziyâde Türkçe eş’arını hâvî Dîvân’ını(Âtıf Efendi, 2087) muhtemelen hatt-ı desti ile istinsâh etmiş olan Mustafa Âtıf Efendi’nin Şehremini civârındaki Nazmîzâde Mescidi’ni ihyâ ederek Halvetî meşihâtı koydurmuş olması, ehl-i tarîk olduğunun delîli olarak addedilmiştir.

 

 

Kaynakça

Devhâtü’l-küttâb, s. 94; Tuhfe-i Hattâtîn, ss. 543-544; Târih-i Vâsıf, I, ss. 207-208; Tezkîre-i Fatîn, s. 268; Osmanlı Mü’ellifleri, s. 314; Hat ü Hattâtân, s. 158; İlmiyye Sâlnâmesi, ss. 594-595; Türk Şairleri, I, ss. 149-150; M. Zeki Pakalın, Mâliye Teşkilâtı Tarihi, Ankara 1977, II, ss. 189-203; Türk Hattatları, s. 142; Meşhur Adamlar, s. 127; İst.A., VIII, s. 46; DİA, IV, ss. 59-60.

 

İsmail Orman, 4 ağustos 2016

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s