Kâmil Akdik

Osmanlı İmparatorluğu’nun son “reisü’l-hattâtîn”i olan Kâmil Akdik‘in asıl ismi Ahmed Kâmil’dir. Tersâne-i Â’mire Erzak Anbarı baş-kâtibi Hacı Süleyman Efendi’nin oğlu olup H. 26 Cum’ade’l-ulâ 1278/M. 30 Kasım 1861 tarihinde Fındıklı’da dünyaya gelmiştir. Zeyrek, Çukurçeşme’deki Sâlihâ Sultan Mektebi’nde öğrenci iken hüsn-i hatta alaka duyup mektebin yazı hocası Hacı Süleyman Efendi’den aklâm-ı sitte meşkederek H. 1289/M. 1872’de icâzet alan Kâmil Efendi, daha sonra Fâtih Rüşdiyesi’ne devam etmiş, H. 1293/1877-1878’de şehâdetnâme aldıktan sonra da Mülkiye Mektebi’ne girmiştir.

H. 1295/M. 1879 yılında mezun olup Dâhiliye Nezâreti Muhâsebe Kalemi’ne dâhil olan Kâmil Akdik, burada tanıştığı üstâd-ı ekrem Sâmî Efendi’ye intisâb ederek yeniden aklâm-ı sitte dersleri almağa başlar ve H. 1300/M. 1884 yılında yazdığı hilye-i şerîfe ile mücâz olur. Hâlen Topkapı Sarayı’nda bulunan eserin icâzesinde, meşâhir-i hattâtînden Şevkî Efendi’nin de tasdîkinin bulunması, ondan da müstefiz olduğuna delâlet etmektedir.

Bu esnâda, Sâmî Efendi’nin talebi üzerine, asıl mahlâsı olan “Kâmil”i bırakarak, bir müddet “Hâşim” mahlâsıyla yazı yazmışsa da, bilâhare eski mahlâsına geri dönmüş olan Kâmil Akdik, gerek mesâ’isinde sarfettiği gayret ve gerekse de hüsn-i hatta beyne’l-akrân fâ’ikiyeti münâsebetiyle H. 19 Zi’l-hicce 1310/H. 4 Temmuz 1894 tarihinde Dîvân-ı Hümâyûn Mühimme Kalemi’ne nakledilir. Burada Sâmî Efendi ile teşrîk-i mesâ’îde bulunarak, dîvânî hattını ve tuğra çekmeyi öğrenir.

ismail orman-hattatlar sofası
Kamil Akdik, Ta’lik Hattat Necmeddin Okyay İle Birlikte
H. 1895/M. 1311’de kalemin nâme-nüvisliğine, Meşrutiyet’in ilânından sonra H. 19 Şa’bân 1327/M. 5 Eylül 1909 tarihinde icrâ edilen tensîkatta Sâmî Efendi’nin emekliye sevkedilmesi üzerine, nâme-nüvislik uhdesinde kalmak üzere Nişân-ı Hümâyûn Kalemi mümeyyizliğine ta’yin edilen Kâmil Akdik’e, H. 1332/M. 1914’te küşâd olunan Medresteü’l-hattâtîn’in hutut-ı mütenevvi’a mu’allimliği de verilir. H. 25 Rebi’ü’l-evvel 1333/M. 9 Şubat 1915 tarihinde de “reisü’l-hattâtîn” ünvânı tevcîh edilir. Kat’-ı merâtible ulâ sınıf-ı sânîsi rütbesi ile üçüncü rütbeden Osmânî ve Mecidî nişânlarına hâmil olduğu gibi, pâdîşâhın müte’addit ihsân ve hediyelerine nâ’il olur.

Ancak saltanatın ilgâsı ile Bâb-ı Âlî’deki me’muriyetinden ayrılmak zorunda kalır ve bilâhare teka’üde sevkedilir. Tesisinden itibâren mu’allimliğini yürütmekte olduğu Medresetü’l-hattatîn’in de kapanması ile Şark Tezyînât Mektebi’nde görevlendirilirse de, yeteri kadar ilgi göremediği için Mısır veliahd prensi Mehmed Alî Paşa’nın daveti üzerine 1933’te Mısır’a gider. Burada hüsn-i hat dersleri verip bazı eserler vücuda getiren Kâmil Akdik, 1936’da Akademi’de hüsn-i hat ta’limine müsaade olunması üzerine yazı mu’allimliğine ta’yin olunur. Burada yetiştirdiği öğrencilerle, harf inkılâbı ile inkırâza uğrayan Türk hat san’atının tümüyle tarihe karışmasına engel olur.

Soyadı Kanunu’nun çıkması üzerine “Akdik” soyadını alan Kâmil Efendi, Mehmed Alî Paşa’nın daveti üzerine, hazînedeki yazı ve levhâları tetkîk ve tasnîf etmek için İbnülemin Mahmud Kemâl Bey ile beraber 1940’ta bir kez daha Mısır’a gider. Ancak, buradaki son günlerinde boğazında peydâ olan rahatsızlıktan muzdariben, 23 Temmuz 1941 tarihinde vefât eder. Eyüp Cami’nde edâ edilen cenâze namazını müte’akib Bahâriye sırtlarındaki kabristana defnedilen Kâmil Akdik’in, oğlu Şeref Akdik tarafından yazılan mezartaşının metni şöyledir:

Hüve’l-hâllâkü’l-bâkî

Hâzâ kabri’l-merhûm Ahmed Kâmil el-ma’ruf bî-reisü’l-hattâtîn rahmetullahi ‘aleyh. sene 1360. fî 29 Cemâziye’l-âhir. Şeref bin Kâmil

Resmî vazîfesi esnâsında birçok noksan mushâf-ı şerîfi ikmâl ederek, bir hayli nâme-i hümâyûn, vezâret menşuru, tasdîknâme, evâmir-i âliyeye mahsus ferman ve sâ’ire tahrîr eyleyen Kâmil Akdik, bunların dışında da birçok hilye-i şerîf, murakka’ ve kıt‘a kaleme almıştır. Bilhassa sülüs ve celîsi ile nesih ve dîvânî hatlarında “kâmil” mertebesine erişerek, bî-hakkın “reisü’l-hattâtîn” ünvânını ittihâz eylemiş olmasına rağmen, kendi tabiriyle “gece ve gündüz cenk ederek, ellibeş yaşına geldiği hâlde ancak yarısını tahsil edebildiği” hüsn-i hattı, “öğrenemeden gittiğini” de, ölüm döşeğinde iken itiraf etmiştir.

Ancak yüz sene çalışmakla ikmâline muvaffâk olunabileceğini” iddia ettiği hüsn-i hattın esasını, eslâfın âsârını tetkîk ve taklîd – hattatların tâbiri ile “mütâla’a” – etmeye çalışmak olarak açıklayan Kâmil Akdik, bu uğurda servetinin neredeyse yarısını harcamaktan da çekinmemiştir. Öte yandan hayatı boyunca titizlikle topladığı – Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan – yazı koleksiyonunu görenler, hüsn-i hatta ne büyük bir hizmette bulunmuş olduğunu takdir edeceklerdir.

Kâmil Akdik, yazıda tekemmüle erişmenin ikinci şıkkı olarak da çok yazmayı gösterir. Nitekim “bir gün meşk etmesem, ertesi gün acemilik çekerim!” dediğine, Akademi’den öğrencisi olan Aziz Nesin şâhid olmuştur. Bu gayretin neticesi olarak Osmanlı hat san’atının müstesna bir makamına erişmiş olan Kâmil Akdik’in Şeyh Hamdullah ve Hâfız Osman’ın eserlerini taklîden yazdığı yazıları, çoğu zaman sahiplerininkilerden ayırmak mümkün olmaz.

Nitekim Necmeddîn Okyay’ın söylediğine göre, bilhassa Hâfız Osman üslûbunu Şevkî Efendi’den sonra hakkıyla temsil eden tek hattattı. Buna rağmen sadece bir Kur’an-ı Kerîm istinsâh etmiş olup o da hâlen Pakistan’da bulunmaktadır. Celîde, hocası Sâmî Efendi gibi Mustafa Râkım Efendi’nin üslûbuna bağlı kalmışsa da, bu yolda hocası ayarında kudret gösterememiş olan Kâmil Akdik, Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi‘nin yolunu takip ettiği ta’likte ve resmi yazışmalarda kullandıı rık‘a aklâmında da zayıf kalmıştır. Ancak görevi hasebiyle pek büyük mahâret kesbetmiş olduğu dîvânîde ve tuğrakeşlikte ise, devrinin Türk hattatları arasında yegâne idi.

Merhumun hüsn-i hat meraklılarının nezdinde ve camilerde levhâları, bazı binâlarda da kitâbeleri mevcûttur. Bunlar arasında Topkapı Sarayı Seferli Koğuşu girişinde bulunan kitabe ile Mahmud Muhtar Paşa’nın ve Hıdîv İsmâ‘il Paşa’nın Kahire’deki türbeleri ile yine onun sarayının yanında bulunan mescidin celî sülüs yazıları zikredilebilir. Hocası Sâmî Efendi ile eşininki başta olmak üzere pek çok mezartaşı kitâbesi de kaleme almış olan Kâmil Akdik, Abdülhak Hâmid Bey(Tarhan)’in Fâtih Sultan Mehmed’e ithâfen yazdığı manzumeyi de, Şeyhü’l-islâm Hayrî Efendi’nin talebi üzerine sülüsle tahrîr etmiş olup hâlen türbesinde asılı bulunmaktadır.

Osmanlı hat san’atının son reisü’l-hattâtîni olduğu için, bir hayli rağbet gören Kâmil Akdik’in öğrencisi de çoktur. En değerli öğrencisi, hiç şüphesiz Hâlim Özyazıcı’dır. Onun dışında, Kayserili Abdülkadir Efendi, Ahmed Hamdî Efendi, Ahmed Hamdî Tezcan, Mehmed Bahâ’eddîn Efendi, Su’udü’l-mevlevi, Mustafa İhsân Bey, oğlu Şeref Akdik, Emin Barın ve Cemal Günter gibi çok sayıda hattat yetiştirmiştir.

Hâ’iz olduğu ünvânın gereğini Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra da yerine getirerek, bu geleneksel sanatı inkırâzdan kurtarmış olan Kâmil Akdik, hiç şüphesiz Şeyh Hamdullah, Hâfız Osman veya Mustafa Râkım kadar, Türk hat san’atına hizmet etmiştir. Allah, onun yolunu takip ederek bu san‘atı yaşatmaya çalışanların gözlerine ve parmaklarına ve “cemi’-i âzalarına” kuvvet versin! tul-i ömr ile mu’ammer eylesin!  

 

Kâmil Akdik’in Tüm Eserlerini Görmek İçin Tıklayın

 

 

Kaynakça

Son Hattatlar, ss. 172-178; Türk Hattatları, s. 254; Melek CelâlİstA, I, ss. 512-515; DİA, II, ss. 234-235; Hat Sanatı Tarihi, ss. 97, 126, 197; Meşhur Adamlar, s. 126.

 

İsmail Orman, 23 nisan 2016

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s