Sâmî Efendi

Türk hat sanatının Osmanlı Dönemi’ndeki son önemli isimlerinden biri olan Sâmî Efendi’nin asıl ismi İsmâ‘il Hakkî’dır. Yorgancılar Kethüdâsı Hacı Mahmud Efendi’nin oğlu olarak H. 1253/M. 1837’de İstanbul’da doğmuştur. Sıbyân mektebinde okuduktan sonra Arapça ve Farsça öğrenmeye başlamışsa da, mâ‘işet darlığı nedeniyle ikmâl edemeyip H. 7 Şevvâl 1269/M. 14 Temmuz 1833’te 10 guruş ma’aşla Mâliye Kalemi’ne girmiştir.

H. 1272/M. 1855’te Mâliye Kitâbeti Odası’na naklolunup on sene hizmetten sonra H. 1282/M. 1865’te “nâme-nüvis” ünvânıyla Dîvân-ı Hümâyûn Mühimme Kalemi’ne ta’yin olundu. Buradaki mesâ’îsi esnâsında, bilahâre iştihâr edeceği “Sâmî” mahlâsı verildi. H. 15 Rebi’ü’l-âhîr 1295/M. 18 Nisan 1878’ten itibâren uhdesinde bulunan Dîvân-ı Hümâyûn Dâ’iresi hutût-ı mütenevvi’a mu’allimliğine ilâve olarak 2000 guruş ma’aşla Nişân Kalemi Hulefâlığı’na ta’yin olunup H. 10 Şevvâl 1300/M. 14 Ağustos 1883’te kalemin mümeyyizliğine terfi’ edildi.

Sâmî Efendi'nin Hutut-ı Mütenevvi'a Levhası
Efendi’nin Hutut-ı Mütenevvi’a Levhası
Meşrutiyetin ilânından sonra icrâ olunan umûmî tensikatta teka’üt edilen Sâmî Efendi H. 3 Receb 12947M. 14 Temmuz 1877’de sânîye sınıf-ı sânîsi, H. 15 Rebi’ü’l-evvel 1298/M. 15 Şubat 1881’de mütemâyiz, H. 5 Muhârrem 1331/M. 15 Aralık 1912’de ûlâ sınıf-ı sânîsi ve H. 30 Rebi’ü’l-evvel 1311/M. 9 Mart 1913’de ûlâ sınıf-ı evveli rütbelerini ittihâz eyledi. Ayrıca H. 9 Zi’l-hicce 1303/M. 7 Eylül 1886’da üçüncü rütbeden Osmânî, H. 24 Receb 1304/M. 19 Nisan 1887’de üçüncü, H. 15 Receb 1319/M. 29 Ekim 1901’de de birinci rütbeden Mecidî nişânları, H. 16 Ramazân 1312/M. 13 Mart 1895’de gümüş iftihâr ve H. 29 Rebi’ü’l-âhir 1315/M. 27 Eylül 1897’de de Yunan Muhârebe madalyaları verildi.

ismail orman-hattatlar sofası
Sâmî Efendi’nin “Kelime-i Tevhid” Levhası

Teka’üde sevk olunduktan sonra hayli zaman ma’lûl kalıp nihâyet felç geçiren Sâmî Efendi H. 16 Receb 1330/M. 1 Temmuz 1912 tarihine müsâdif Pazartesi günü ezânî saat ile 4’de, Fâtih’te, Horhor’a inen sokağın başındaki evinde vefât etdi. Ertesi gün Fâtih Cami hazîresinde medfûn bulunan eşi ile kızının yanına defnedildi. Kabrinin kitâbesi şöyledir:

Hüve’l-hâllâkü’l-bâkî

Fezâ’il-i ahlâkı ve hutût-ı mütenevvi’âda olan kemâl-i ehliyyet ve iktidârı sebebile memdûh ve makbûl-i en‘am olarak vedâ’-ı âlem-i fânî eden mütehayyizân-ı ricâl-i devlet-i alîyye’den sâbık Nişân-ı Hümâyûn Kalemi mümeyyizi üstâd-ı muhterem merhûm ve mağfûrün-leh edîb-i bî-müdânî Mevlâna İsmâ‘il Hakkî Sâmî Efendi’nin rûh-ı şerîfine el-Fâtihâ. 1330

Ketebehü tilmize’l-merhûm el-Hac Kâmil

ismail orman-hattatlar sofası
Sâmî Efendi’nin Fotoğrafı (muhtemelen 1880’lerden)

Ketebeden de anlaşılacağı üzere kitâbenin hattatı, en önemli tilmizlerinden biri olarak, ondan sonra “reisü’l-hattâtîn” ünvânını ittihâz edecek olan Ahmed Kâmil (Kamil Akdik) Efendi’dir. Mezartaşının tasarım ve süslemesi ise bir diğer değerli tilmizi İsmâ‘il Hakkî (İsmail HakkıAltunbezer) Efendi tarafından yapılmıştır. Resminden de anlaşılacağı üzere seyrekçe ve kır sakallı, esmerce tenli, orta boylu, vücûdu enli bir zât olan Sâmî Efendi’nin zeki, hoş-gû, latîfe-perdâz, nüktedân, nedîm-i bezm olup girdiği meclise şetâret bahşettiği, teşerrüf edenlerin ifâdâtındandır.

ismail orman-hattatlar sofası
Sâmî Efendi’nin “el-Gâzî Sultan Abdü’l-hamid Han” Tuğrası

Ekseriyetle güzel konuşmakla beraber bazen lâ’ubâliyâne sözler ve fıkralar söylemekten de kendini alamazdı. Ancak son zamanlarında, önce zevcesinin ve ardından yegâne kızının vefâtından müte’essiren şevk ve neşvesini kaybetmiş idi. Hüsn-i hatta zamanının reisü’l-hattâtîni addedilen Sâmî Efendi, bilhassa sülüs ve ta’lik hatları ile bunların celîlerinde, Türk hat sanatının tarihî seyri içinde zirve noktası olarak kabul edilir.

Şâkirdânından olan Yenişehr-i Fenarî Hüseyin Hâşim Bey Osmânlı Ressamlar Cem’iyyeti Gazetesi’ne yazdığı makalede onun evsâfını kendi lisânı ile şöyle nakletmiştir: Zamanın en büyük üstâdı bulunan Sâmî Efendi, hutût-ı mütenevvi’ada hattatdır. Fevk-alâde tuğrakeşdir. Sülüs ve ta’lik celîlerinde ise hakîkaten yegâne-i devrândır. Hatt-ı ta’likde üstâdı Alî Haydar Bey’e tekaddüm eylemişdir. Celîde Râkım merhûmun ısrine iktifâ ve cidden ihrâz-ı muvaffâkiyet etmişdir. Râkım-ı sânîdir. Râkım Efendi istisnâ olundukdan sonra Sâmî Efendi’nin hatt-ı celîde eslâf içinde nâziri yokdur. Celî levhâları tâdâd olunamayacak derecede çokdur. Ez-cümle Medîne-i Münevvere’de bir hayli âsârı vardır… Hazret-i Sâmî, zamanımızdaki hattâtînin üstâd-ı ekmelidir. Erbâb-ı hattın müraca’at-gâhı ancak o zâtdır.

ismail orman-hattatlar sofası
Sâmî Efendi’nin Celi Sülüs Levhası

Sülüs ve nesihi Fâtih medreselerinden birinde meskûn olup ilim tedrîsi ile meşgûl olan, Laz Ömer Vasfî şâkirdânından Boşnak Osmân Efendi’den meşk etmiş olan Sâmî Efendi, sülüs celîsini de Mustafa Râkım Efendi’nin en değerli tilmizlerinden olan Mehmed Şâkir Recâ’î Efendi’den meşk etmiştir. Ayrıca Yesarizade Mustafa İzzet Efendi’den ta’lik, Bekir Nâsih Efendi’den dîvânî, Ebû-bekir Mümtâz Efendi’den de rık‘a görerek, hüsn-i hat aklâmının kaffesinde üstâd mertebesine erişmiş idi.

Bu değerli hattatların tedrîsi altında yetişmiş olan Sâmî Efendi, Türk hat san‘atının şüphesiz altın çağına damgasını vuracak olan şahsî üslûbunu 1893 yılından sonra te’sis etmeye başlamıştır. Özellikle şöhret sahibi olduğu sülüs celîsinde başlarda Mustafa Râkım yolunu benimsemiş olan Sâmî Efendi’nin bu tarihte Tevfîk Paşa tarafından diş kirası olarak hediye edilen İsmâ‘il Zühdî Efendi’ye ait murakka’dan etkilenerek, kendine özgü şivesini ortaya koymaya başladığı söylenir. Necmeddîn Okyay’ın, “Mustafa Râkım’ın eksiklerini tamamlamıştır.” diye tanımladığı bu şive, onun ve ağabeyi İsmâ‘il Zühdî’nin adetâ hülâsâsı gibidir.

ismail orman-hattatlar sofası
Sâmî Efendi’nin Atik Ali Paşa Cami’ndeki Celi Sülüs Kitabesi

Bu nedenle bilhassa celî yazılar üzerine yoğunlaşan Sâmî Efendi’nin dikkat çekici bir özelliği ise, son derece titiz olması ve yazdığı yazıyı bir süre sakladıktan sonra, tekrar gözden geçirip varsa ilk yazdığında yaptığı hatalarını düzeltmesidir. Ancak buna rağmen ona ait yazı kalıplarından, dönemin usta müzehhibleri tarafından çıkarılan kopyalar nedeniyle ardında son derece fazla eser bırakmıştır. Erenköyü’nde Zihnî Paşa Cami’nin cümle hutûtunu, yine Erenköyü’ndeki Gâlib Paşa ve Edirnekapı’daki Mihrimâh Sultan camilerinin dâhilindeki çâr-yâr-ı güzîn hazerâtının celî sülüsle muharrer esâmisini yazmış olan Sâmî Efendi’nin, Üsküdar Yeni Vâlide Cami, Aksaray Pertevniyâl Vâlide Sultan Cami ve Cihângir Cami’nde celî sülüsle muharrer büyük kıt‘a levhâları bulunmaktadır. Ayrıca pîrân-ı kirâmın isimlerini hâvî çok sayıda levhâsı da tekkeleri süslemekte idi. Ne yazıkki tekkelerin kapatılmasından sonra bunların pek çoğu mezata düşmüş ve neredeyse yok bahasına satılmıştır.

ismail orman-hattatlar sofası
Sâmî Efendi’nin Celi Sülüs “Cennat-İ Adnin Miftah…” Levhası

Nice mebânîde taş üzerine celî sülüsle mahkûk kitâbesi bulunmakta olup Bâb-ı Âlî’de Nallı Mescid’in, Sadr-ı A’zâm Sa’id Paşa tarafından açtırılan iç taraftaki kapısı ile Şehzâde, Kantarcılar, Çemberlitaş’taki Alî Paşa ve Saraçhâne camilerinin kapılarının üstünde yer alan hadis-i şerifleri ile Rami Cami’nin mihrâbındaki “inne’s-salâte kânet ale’l-mü’minîn kitâben mevkûtâ” âyet-i kerîmesi, Şişli’deki Hamidiye Etfâl Hastahânesi’nin yazıları, Tophâne’de 1902 yılında yaptırılmış olan Hamidiye Çeşmesi’nin üstündeki manzûm tarih, Yıldız Sarayı bahçesine yaptırılan çeşme üstündeki besmele ile “ve sakahüm rabbühüm şarâben tahurâ” âyet-i celîlesi bu cümledendir.

Öte yandan Yeni Cami Külliyesi’ne mensup sebil-çeşme manzûmesinin bir yangın sonucu tahrip olan kitâbesini de müceddeden girift sülüsle yazmıştır ki, gerçekten görülmeye sezâdır. Öte yandan Sâmî Efendi’nin klasik imzasını koyduğu bu kitâbenin altına, manzumenin tarihine işâret eden 1074 rakamının işlenmiş olması, ciddî kafa karışıklığına sebebiyet verecek türdendir.

ismail orman-hattatlar sofası
Sâmî Efendi’nin Yeni Cami Çeşmesi’ne Müceddeden Yazdığı Kitabe

Bunlardan gayrı, İstanbul’un değişik yerlerindeki hazîre ve mezarlıklarda çok sayıda Sâmî imzalı mezar kitâbesi vardır ki, başlı başına bir çalışma oluşturabilecek kıymet ve ehemmmiyettedir. Tevfîk Paşa ile kızı Ümmügülsüm Râsime Hanım’ın Üsküdar’da ve Karesi Mutasarrıfı Mehmed Sâlih Paşa’nın Süleymâniye Cami hazîresinde bulunan şâhidelerindeki sülüs kitâbeler bu cümledendir. Tüm bu âsârına klişe haline gelmiş olan “Sâmî” imzasını koymuştur.

ismail orman-hattatlar sofası
Sâmî Efendi’nin İmzası

Öte yandan Şevket Rado’nun, eserinde neşrettiği ta’lik kıt’anın ketebesine istinâden, gençlik yıllarında, künyesine nisbetle “Yorgânîzâde” imzasını kullandığını söylemekte ise de, ketebede “Seyyid Mehmed Sâmî el-ma’rûf Yorgânîzâde” künyesinin kullanılmış olduğu görülmektedir. Her ne kadar Sâmî Efendi’nin sonraki tarihlere ait bazı eserlerinde bu künyeye da raslanmakta ise de, bu levhânın ona ait olması mümkün görünmemektedir.

ismail orman-hattatlar sofası
Sâmî Efendi’nin Şehzade Cami’ndeki Celi Sülüs Kitabesi

Sâmî Efendi’nin, hüsn-i hattaki fevkalade kudreti ile orantılı olarak pek çok şâkirdi vardır. En değerli öğrencileri arasında Kâmil Akdik, Hasan Rızâ Efendi, Deli Ömer Vasfî Efendi, Mehmed Abdülaziz (AzizAktuğ) Efendi, Mehmed Nazîf Efendi ve İsmâ’il Hakkı (İsmail HakkıAltunbezer) Efendi’yi sayabiliriz. Ayrıca İbrahim Feyhaman (FeyhamanDuran) Bey, Ahmed Ziyaeddîn (ZiyaAkbulut) Bey, Mehmed Emîn (EminYazıcı) Dedeefendi, Mehmed İhsân Efendi, Kastamonulu Mehmed Hamdî Efendi ve Mehmed Hamdî (HamdiYazır) Efendi aklâm-ı sittede ondan icâzet almış olan diğer hattatlardır. Ayrıca Fâtımâ Sabihâ adlı bir hanım hattatımıza da icâzet vermiştir.

Hüsn-i hattaki fevkalâde mahâretinin yanında kalemtraşçılık san‘atı ile de alakadâr olan Sâmî Efendi’nin, bizzât ustalarından öğrendiği bu san‘atı da icra ettiğini, Yenişehr-i Fenarî Hüseyin Hâşim Bey’in yukarıda zikredilen makalesinden öğrenmekteyiz. Bu değerli hattata hasretmiş olduğumuz yazımıza, ölümü üzerine yine onun tarafından kaleme alınmış olan kasîdeden bir bölümle nihâyet vermek yerinde olacaktır:

Binlerce hat üstâdı gelüb geçdi cihândan

Sâmî ise üstâd-i esâtiz-i cihândır

Verdi kalemi birçoğunun hatta letâfet

Sâmî ise hatt-ı hasene rûh-ı revândır

Encüm gibidir cümlesi erbâb-ı hututun

Sâmî ise Hurşid-i ziyâ-küsten şândır

Ashâb-ı hatm cümlesine ravzâ denilse

Sâmî o çemenzârda bir serv-i cemândır

Mülk-i hattın üstâdları hep ümerâdır

Sultânı ise Hazret-i Sâmî-i zamândır

Her hatta olan kudreti herkesce müsellemdir

Lâzım mı beyân gün gibi rüchân-ı âyândır

Hurşid kadar parlak olan hatt-ı celîsi

Allah bilir Şeyh’e bile gıpta-resândır

Râkım da eğer görse celî hattını derdi

Sâmî-i semâ-pâye bu va’dide yamandır

 

Kaynakça

<

p style=”text-align:left;”>Son Hattatlar, ss. 359-368; Türk Hattatları, ss. 240-241; Meşhur Hattatlar, ss. 187-188; Hat ü Hattâtân, ss. 180; Hat Sanatı Tarihi, ss. 123-124, 179-180, 197; Meşhur Adamlar, ss. 138.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s