Halîm Özyazıcı

Cumhuriyet dönemi Türk hat san‘atının tartışmasız en önemli isimlerinden biri olan Halîm Özyazıcı, nalıncı esnafından Kırımlı Hacı Cemâl Efendi ile Sudanlı Adviye Hanım’ın oğlu olarak H. 20 Şa’bân 1315/M. 14 Ocak 1898 tarihinde İstanbul’un Etyemez semtinde doğmuştur. Asıl ismi “Mustafa Abdülhalîm” olmakla beraber, Türk hattatları meyânında “Halim” ismiyle iştihâr etmiştir.

ismail orman-hattatlar sofası
Halim Özyazıcı

Bir müddet Esekapısı İbtidâ’î Mektebi’ne devam ettikten sonra Haseki’deki Gülşen-i Ma’arif Rüşdî Mektebi’ne girip alîyyü’l-âlâ derece ile şahâdetnâme alan Halîm Özyazıcı, bu eyyâmda hüsn-i hatta hevesle, mektebin yazı hocası olan Hâmid Aytaç’tan sülüs, nesih, rık‘a ve dîvânî dersleri almağa başlamış, ayrıca Dîvân-ı Hümâyûn Mühimme Kalemi müdürü Mustafa Ferîd Bey’den de dîvânî ve celî dîvânîden istifâde etmişti.

İçindeki san‘at aşkı nedeniyle Sanâyi’-i Nefîse Mektebi’nin hâk ve resim şu’besine giren Halîm Özyazıcı bir yandan da Hasan Rızâ Efendi ve Kâmil Akdik’ten sülüs, nesih ve rık‘a, Tuğrakeş İsmâ’il Hakkî Altunbezer’den celî sülüs ve tuğra, Hulûsî Yazgan’dan da ta’lik meşkediyordu. Nitekim hocalarının teşvîki ile ertesi sene açılan Medresetü’l-hattâtîn’e kaydolmayı da ihmâl etmemişti.

Buradaki eğitimi esnâsında gerek kişiliği ve gerekse de kabiliyeti ile dikkati çektiğinden, mektebin rık‘a hocası Sa’id Bey’in delâleti ile Dîvân-ı Hümâyûn Kalemi’nin hulefâlarından oldu. Burada ittihâz eylemiş olduğu “Zühdî” mahlâsı ile bazı âsâra imza atmış olduğunu Uğur Derman nakletmektedir.

Ancak 1916 senesinde askere alındığından vazîfesini terk ile Matba’a-i Askeriye hattatlığında istihdâm edilen Halîm Özyazıcı, vazîfesinden arta kalan zamanda devam ettiği Medresetü’l-hattâtîn’den 1918 senesinde celî sülüs ve tuğra aklâmından şahâdetnâme aldıktan sonra, ilâve olarak Evkaf-ı Hümâyûn Matba’ası hattatlığını da der-uhde etmiş ve bazı mekteblerde hüsn-i hat mu’allimliği yapmıştı. Bu esnâda gizli gizli hususî matba’alarda görev almış, nihâyet 1924 senesinde askerlikten terhîs olduktan sonra Bâb-ı Âlî civârında bir yazıhâne açarak, kartvizit, afiş, levhâ ve benzeri işler yapmağa başlamıştı.

Bu arada Devlet Matba’ası müdürü Fa’ik Sabrî Bey’in ısrârı üzerine, 1927 senesinden itibâren yarım gün olarak matba’anın hattatlığını yapan Halîm Özyazıcı, harf inkılâbı ile bu görev sona erince yazıhânesini kapatarak, Mısır’a yerleşmeği tasavvur etmişse de, herhalde annesinin kökeni nedeniyle kabul görmemişti. Bunun üzerine, en kudretli çağında olmasına rağmen yazıya küserek, Merkezefendi, Tepebağı’ndaki evine çekilip bağcılıkla meşgul olmağa başlamıştı. Bu eyyâmda arzu edenlere yazı yazan Hâlim Özyazıcı’nın, yazdığı bir levhânın altına “Ketebehü Hâlim sâbıkan hattat hâlen bağıbân” şeklinde ketebe düştüğünü Uğur Derman nakletmektedir ki, yazının tebeddülü ile san‘atını icrâdan mahrum kalmaktan duyduğu elemi anlatmağa kâfîdir.

Bu senelerde Latin harflerini de öğrenip İstanbul Üniversitesi’nin muhtelif fakültelerinin diplomalarını kaleme almış olan Halîm Özyazıcı, Vakıflar’ın 1930’ların sonlarında başlattığı restorasyon hamlesine iştirâkle muhtelif cevâmi’e tecdîden yazılar yazmağa başladıktan sonra hatırlanmış ve 1946 senesinde Güzel San‘atlar Akademisi’nin hocaları arasına duhül ederek, aslî ortamını bulmuştur.

Meslek yaşamının en parlak ve en verimli dönemine tekâbül eden bu görevi 1963 yılında emekli olana kadar sürdürmüş ve aralarında Mustafa Bekir Pekten, Saim Özel, Recep Berk, Ali Rüştü Oran ve Ali Alparslan’ın da bulunduğu çok sayıda öğrenci yetiştirerek, hat san‘atının yeni nesillere intikalinde fevkalade hizmette bulunmuş olan Halîm Özyazıcı, emekli olduktan yazı çalışmalarına Tepebağı’ndaki evinde devam etmeğe başlamıştır. Ancak evine giderken geçirdiği bir trafik kazası neticesinde cerîhe-dâr olarak, 30 Eylül 1964 tarihinde vefât etmiş ve 2 Ekim’de Kozlu Mezarlığı’nda defnedilmiştir.

Zamanında “hakka’linsâf en güzel yazan, kıymetli hattatlardan” biri olan Halîm Özyazıcı, “hüsni hattın her nev‘ini sür‘atle ve suhûletle” yazardı. Uğur Derman’ın deyimiyle “Kamış kalem denilen o nârin güzel, merhûmun ma’rifet dolu parmaklarına râm olmuştu.” Bilhassa sülüs, celî sülüs, nesih, ta’lik, dîvânî ve rık‘ada üstâd mertebesinde olmakla beraber, istif ve tertîbdeki kudret-i fevkaladesi de dillere destân idi. Celî yazıda dahi, üslûbunun sâdık bir takipçisi olduğu Mustafa Râkım Efendi’yi kıskandırabilecek derecede şaşırtıcı bir sür’ate mâlik idi.

Zihninde tasarlayıp provasız olarak yazmış olduğu kubbe ve kuşak yazılarına işlediği sûreyi, verilen ölçüye göre, sıkışıklık yapmadan istiflemek ve istediği noktada nihâyet vermekte ise, üzerine yoktu. Bu husustaki kudretine Sokollu Mehmed Paşa Cami’nin kubbe içi ve kuşağındaki sureler ile pencerelerdeki âyetler, Sultan Selîm Cami kubbe içindeki Nûr Sûresi, Sultan Ahmed Cami’nin cümle kapısının kubbesi ile Şişli, Bâlî Paşa ve Azapkapısı camilerinin kubbe içlerindeki âyetler delildir.

Bunlardan başka Şehremini Cami ile Beyoğlu’ndaki Ağa Cami’nin yazı kuşağı, Ankara Maltepe Cami’nin yazı kuşağı ve sâ’ir yazıları, İzmir’deki Alsancak Cami’nin kuşak, kubbe ve sâ’ir yazıları, Rize Merkez Cami’nin kuşak ve kubbe yazıları, Denizli’deki Delikliçınar Cami’nin kuşak yazısı ve kapı üstündeki aşere-i mübeşşere kitâbesi, Mercan’daki Örücüler Cami’nde Kazasker Mustafa İzzet Efendi’yi takliden kaleme aldığı mihrâb ve kapı üzeri kitâbeleri, Kuzuluk Cami’nin kapısı üzerindeki kitâbe, Mahmud Paşa Cami’ndeki Besmele ve Bilâl-i Habeşî levhâlarını kaleme almış olan Halîm Özyazıcı, Edirne Selîmiye Cami’nin tecdiden yapılan kapısına Fetih Sûresi’nden âyet, Süleymâniye Cami’nin şadırvan kapıları ile Matba’a-i Askeriye’nin karşısındaki çeşmenin üstüne âyetler, Ankara Hacı Bayrâm-ı Velî Cami’nin kapısına ve kubbesine âyetler, Havsa ve Bilecik camilerine de Çâr-yâr-ı Güzîn’in esâmîsini hâvî levhâlar yazmıştır. Müzelerde ve özel koleksiyonlarda bulunan elvâh-ı nefîsesi ise bî-hesâbdır.

Bir diğer zikre şâyân mahâreti ise mushâf, delâ’il, murakka’ ve kıt‘a gibi âsârın yanlış ve bozuk kısımlarını aslından tefrîk edilemeyecek derecede tashih etmesidir ki, Akademi’deki mesâ’isi esnâsında nice âsâr-ı bedi’aya hayat vermiştir. Hüsn-i hat bağından derlenmiş en nâdîde meyvelerle dolu bir hüner sepeti olan Halîm Özyazıcı’nın elîm bir kaza neticesinde vuku bulan zamansız vefâtı Türk hat san‘atı adına gerçekten büyük bir kayıp olmuştu. Zirâ onun gaybûbeti ile birlikte Osmanlı döneminde yetişen hattatlardan geriye sâdece Hâmid Aytaç kalmıştı.    

 

Halîm Özyazıcı’nın Tüm Eserlerini Görmek İçin Tıklayın

 

 

Kaynakça

Son Hattatlar, s. 104-106; M. Uğur Derman, Hattat Mustafa Halim Özyazıcı (1898-1964) Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1964; Türk Hattatları, s. 260-261; Osmanlı Hat Sanatı Tarihi, s. 99-100; Meşhur Hattatlar, s. 227-232; DİA, 34, s. 137.

 

İsmail Orman, 27 mayıs 2016

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s