Câbîzâde Abdullah Efendi

Türk hat san’atının kendine mahsus şîve sahibi hattatlarından olan Câbîzâde Abdullah Efendi’nin terceme-i hâline da’ir ma’lûmâtımız mahdûddur. 1660’lı yıllarda İstanbul Karagümrük’te doğduğu bilinmekteyse de, nesebi hakkında bir bilgi yoktur. İbtidâ’î tahsîlini yaptığı esnâda hıfzını dahi ikmâl eylediği ve yoluyla Sultan Selîm Cami’nin imâmet ve hitâbetini elde ettiği bilinmektedir.

Aklâm-ı sitteyi, gençlik yıllarında, meşâhir-i hattâtînden Suyolcuzâde Eyyubî Mustafa Efendi’den meşkedib icâzet almış olan Câbîzâde Abdullah Efendi, mesâ’îsinden arta kalan zamanda Hırka-i Şerîf Mahâllesi’ndeki hânesinde yazı ile meşgul olur, müraca’at edenlere yazı dersi verirdi. Bu hâl üzere iken, yaşı seksene varmış olduğu hâlde H. 1149/M. 1736-1737 yıllarında vefât etmiş ve Eyüp’te Doymazdere’ye defnedilmiştir.

Ehl-i keyfin nazîflerinden, hafifü’l-hâyâ bir vücûd-ı latîfü’l-hülyâ” bir zât olduğu nakledilen Câbîzâde Abdullah Efendi’nin aklâm-ı sittede kudretli bir ele sahip olduğuna âsârı şâhiddir. Buna istinâden, Suyolcuzâde’nin hânesinden yazı arkadaşı olan Hâfız Osman’a nazîre yaparcasına, Şeyh Hamdullah üslûbunun kalıbını kırmayı amaçlayan, kendine özgü yeni bir tarz ihdâs eylemiştir. Ancak Osmanlı hat sanatında “piçîde” adıyla yâd edilen bu yeni tarz, Hâfız Osman’ı Türk hattatları meyânında tartışılmaz bir mevki’e eriştiren muhteşem üslûp karşısında doğal olarak tutunamamış ve sâdece birkaç öğrencisine inhisâr etmiştir.

Birçok eser yâdigâr bıraktığı ve nice şâkird yetiştirdiği mervî olan Câbîzâde Abdullah Efendi’nin koleksiyonlarda kıt‘alarına tesâdüf edilmektedir. Tespit edilebilen öğrencileri arasında ise Mustafa Behcet Efendi, Mehmed Tâ’ib Efendi, Derviş Mehmed Nâ’ib Efendi, Beht Mustafa Efendi, İzzet Alî Paşa, Attârzâde Hüseyin Efendi, Müstakîmzâde Mustafa Vefâ Efendi, Mîr Ahmed Efendi ve Mîr Mehmed Efendi’nin isimlerini zikredebiliriz.

 

Câbîzâde Abdullah Efendi’nin Tüm Eserlerini Görmek İçin Tıklayın

 

 

Kaynakça

Türk Hattatları, s. 139; Sicill-i Osmanî, III, s. 317; Meşhur Hattatlar, s. 122; Devhâtü’l-küttâb, s. 31; Tuhfe-i Hattâtîn, ss. 290-291.

 

İsmail Orman, 27 nisan 2016

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s