Ârif Hikmet Bey

Son devir Osmanlı hat san‘atının en tartışmalı isimlerinden biri olan Ârif Hikmet Bey, Hâfız Hamza Efendi’nin oğlu olarak 1886 senesinde Ustrumca’da dünyaya gelmiştir. Memleketinde müslim ahâlîye karşı artan baskılar üzerine ailesi ile beraber İstanbul’a göçmüş ve tahsîline Üsküdar’da devam etmiştir. Bir müddet Enderûn Mektebi’ne devam ettikten sonra Davûd Paşa İdâdîsi’ne girmiş, ancak hüsn-i hatta olan alâkası nedeniyle ikmâl eylemeğe muvaffâk olamamıştır.

Ağabeyi Cevâd Bey’in nezâretinde sürdürdüğü tahsîli esnâsında İzzet Efendi’den rık‘a ve Nûr-ı Osmaniye Medresesi’ndeki meşkhânede Bakkal Ârif Efendi’den sülüs ve nesih dersleri almağa başlayan Ârif Hikmet Bey, H. 1320/M. 1902’de İzzet Efendi’den ve H. 1321/M. 1903 senesinde de Bakkal Ârif Efendi’den icâzet almıştır. Ayrıca Sâmî Efendi’den ta’lik meşkederek H. 1322/M. 1904’de icâzet almış, Hasan Tahsîn Efendi’den başladığı dîvânîyi de H. 1325/M. 1907 senesinde ikmâl eylemiştir. Bilâhare Ebû’z-ziyâ Tevfîk Efendi’den de kûfî yazının kavâ’idini öğrenmiştir. Ancak kendi ifâdesine nazaran tüm icâzetleri bir yangında hânesi ile birlikte yanmıştır.

H. 1326/M. 1908 senesinde Matba’a-i Â’mire hattatlığına ta’yin edilmiş olan Ârif Hikmet Bey, birkaç yıl hizmetten sonra geçimsizlik nedeniyle istifa etmiş, birkaç sene de Galata Köprüsü’nde denetim hizmetinde bulunduktan sonra, Hattat Hâlid Bey ile müştereken Bâb-ı Âlî’nin karşısında bir yazıhâne açarak, ilan, kartvizit, mühür ve sâ’ire imâli ile meşgul olmağa başlamıştır. Ayrıca bu esnâda Tuhfe-i Hutut adlı bir hat risâlesi neşretmiştir.

Bu esnaâda Dârü’l-hilâfeti’l-âliyye Medresesi’nin hüsn-i hat mu‘allimliğini der-uhde eyleyen Ârif Hikmet Bey, bir müddet sonra Hâlid Bey ile yollarını ayırıp Kahramanzâde Hanı’nda kirâladığı odada fa’aliyetine devam etmiştir. İttihâdçılarla olan yakın münâsebâtı nedeniyle Evkaf Nâzırı Hayrî Efendi’nin himâyesi ile H. 6 Receb 1332/M. 31 Mayıs 1914 tarihinde açılan Medresetü’l-hattâtîn’in ilk müdürü olan Ârif Hikmet Bey, İbnülemin ifâdesine nazaran, bir hayli geçimsiz olduğu için bir müddet sonra azledilmiştir.

Bunun üzerine Sirkeci’de, Ankara Caddesi üzerinde “Yazı Yurdu” nâmıyla bir yazıhâne açmış, ayrıca müntesiblerinden olduğu İttihâd ve Terâkkî Cem‘iyeti tarafından Nişantaşı, Cihângir, Beşiktaş ve Fâtih’te küşâd olunan vakıf mekteblerinde hüsn-i hat mu‘allimi olarak görev almıştır. 29 Eylül 1916 tarihinde Yüksek Ticâret Mektebi’nin hüsn-i hat mu‘allimliğine ta’yin edilmiş olan Ârif Hikmet Bey, H. 8 Safer 1337/M. 13 Kasım 1918 tarihinde veremden vefât etmiş ve Koca Mustafa Paşa Cami hazîresine defnedilmiştir.

Şen ve şâtır, hoş-meşreb, gereğinden fazla laubâli ve mübâlâtsız bir zât olduğu nakledilen Ârif Hikmet Bey’in vefâtını müte’akiben Tasvîr-i Efkâr Gazetesi’nde, “San‘at-ı hat, kıymetdâr bir rüknünü gâ’ib eylemişdir” başlığı ile bir makale neşredilerek, hüsn-i hat sahasındaki mevki’i ile vücûda getirmeğe çalıştığı tebeddülât izâh edilmiş ve “hatt-ı sünbülî” olarak adlandırdığı yeni bir yazı türü icâdına muvaffâk olduğu beyân edilmiştir.

Ancak yer yer mübâlağaya kaçan ifâdeleri ihtivâ eden bu makale, herhalde şahsî nedenlerden ötürü kendisinden hazzetmeyen İbnülemin’in şiddetli eleştirisine ma’rûz kalmıştır. Nitekim Medrestü’l-hattâtîn’den, kurumun İbnülemin’in mü’essislerinden olduğu Evkaf-ı İslâmiyye Müzesi’ne bağlanmasından hemen sonra azledilmiş olması da, aralarında şahsî bir husûmet olduğunu akla getirmektedir. Öte yandan kendisini “halefe-te’arruf mesleğinin yolunu tutmuş, umûma muhâlefetle şöhret sahibi olmak heveslisi” bir zât olarak tanıtan İbnülemin’in mütâla’alarında da haklılık payı yok değildir.

Bununla birlikte hüsn-i hat sahasında daha ziyâde antet, kartvizit gibi matbu’ eserler ile adından söz ettirmiş olan Ârif Hikmet Bey’in, hutut-ı mütenevvi’ada mâhir bir hattat olduğu açıktır. Her ne kadar yazıda “yeni ve esaslı bir usûl-ı hat ihdâs” edebilecek kabiliyette olduğunu söylemek mümkün değilse de, hazırlamış olduğu kartvizitlerdeki istif kalitesi üst düzeydedir. Mu’cîdi olduğu söylenen “hatt-ı sünbülî” ile Halife Abdülmecîd Efendi için tuğrayı andıran bir marka tertîb etmiş olan Ârif Hikmet Bey hakkındaki eleştirilerin bir kısmı da buna dayanmaktadır. Zirâ Sultan Mehmed Reşâd’ı bir hayli üzen bu davranış, halk nazarında da itibâr görmemişti.

Vefâtından sonra zevcesine intikal etmiş olan yazıhânesi ise, evvelâ kirâcısı ve daha sonra eşi olan Hâmid Aytaç tarafından senelerce işletildikten sonra, boşanmaları üzerine kapatılmış ve yerine Afîtâb Kırtasiye Mağazası açılmıştır.

 

Ârif Hikmet Bey’in Tüm Eserlerini Görmek İçin Tıklayın

 

 

Kaynakça

Ârif Hikmet Bey, Tuhfe-i Hutut, Mahmud Bey Matba’ası, İstanbul 1328. II. Baskı, İstanbul 1329; Son Devir Osmânlı Ulemâsı, I, ss. 380-381; M. Zeki Kuşoğlu, Osmânlı Kartvizitleri, İstanbul 1996.

 

İsmail Orman, 13 temmuz 2016

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s