Ahmed Ziyâeddîn Bey

İmâmeci esnafından Hacı Kâmil Efendi’nin torunu ve itfâ’iye müdürlerinden Mustafa Rızâ Efendi’nin oğlu olarak H. 17 Rebi’ü’l-evvel 1286/M. 27 Haziran 1869 tarihinde İstanbul, Kıztaşı’nda doğmuş olan Ahmed Ziyâeddîn Bey ibtidâ’î ve rüşdî mektebleri ikmâl eyledikten sonra Kuleli Askerî İ’dâdîsi’ne girdi. Buradan me’zûn olduktan sonra girdiği Mekteb-i Harbiyye-i Şâhâne’den de 15 Mayıs 1888’de piyâde mülâzım-ı sânîsi rütbesiyle neş‘et eyledi. İstidâdı nedeniyle H. 1309/M. 1891-1892’da Sanâyi’-i Nefîse Mektebi’nin resim şu’besine giren Ahmed Ziyâeddîn Bey, birinci derece ile şahâdetnâme aldığı gibi husûsî sûrette riyâziyye ve menâzır eğitimi aldı. Ayrıca son müneccimbaşı Pazarcıklı Hüseyin Hilmî Efendi’den ilm-i nücûm öğrendi. Uzun müddet muhtelif askerî mekteblerde mu’allimlik yaptığı gibi Matba’a-i Askeriyye, Mekteb-i Harbiyye Matba’ası, Evkaf-ı İslâmiyye Müzesi ve Belediyye Kütüphânesi müdîriyetlerinde bulundu.
Umûmî Harb’in nihâyeti ile beraber binbaşı rütbesiyle teka’üde sevkedilen Ahmed Ziyâeddîn Bey, Pazarcıklı Hüseyin Hilmî Efendi’nin teşvîkiyle R. 1336/M. 1920’de Eyüp Muvakkithânesi’nin başına getirildiği gibi, ser-müneccimliğin kaldırılmasından sonra “reisü’l-muvakkitîn” ünvânı ile takvimin neşrine devam etti. Bundan sonra Halıcıoğlu Askerî Lisesi’nde matematik, astroloji ve mekanik, Askerî Sanâyi Mektebi’nde de imâlât resimciliği dersleri verdi.
Soyadı Kanunu’nun ilanından sonra “Akbulut” soyadının alan Ahmed Ziyâeddîn Bey H. 17 Safer 1357/M. 18 Nisan 1938 tarihinde vefât etmiş ve âşinâ, talebe ve askerden oluşan cemm-i gafîr tarafından Bâyezid Cami’nde kılınan cenâze namazının ardından Silivrikapısı Kabristanı’na defnedilmiştir. Vefâtına “Âlem-i fennin Ziyâ’sı kalmadı” mısra’ını söyleyen İbnülemin’in ifâdesine nazarân “boyu kısaya yakın, kırmızı yüzlü, mavi gözlü, sarıdan dönmüş beyaz bıyıklı idi”.
Harp esnâsında Medîne-i Münevvere Kumândânı Fahreddîn Paşa’nın isteği ile yaptğı güneş sa’ati ile rûh-ı müceyyebi Harem-i Şerîf’te bulunan Ahmed Ziyâeddîn Bey’in, Baş-vekil İsmet Paşa’nın arzusu ile Ankara’ya mahsus olarak yaptığı güneş sa’ati de hükûmet da’iresinin parkına yerleştirilmiştir. Ayrıca fevkalade rübû’ tahtası çizer ve kalemtraş yapardı. San‘at alanındaki asıl şöhretini ressamlığına borçlu olan Ahmed Ziyâeddîn Bey, sülüs ve nesihi Mehmed Şevkî Efendi tilmizlerinden “Suhte Mehmed Efendi” nâmı ile anılan Pazarcıklı Mehmed Hulûsî Efendi’den meşkederek H. 1302/M. 1885 senesinde icâzet almıştır. Ayrıca Sâmî Efendi’den celî sülüs ve biraz da ta’lik öğrenmiştir.
12 hilye-i şerîfe yazdığı menkûl olmakla beraber sâdece biri günümüze ulaşmış olan Ahmed Ziyâeddîn Bey’in Süleymaniye Kütüphânesi’nde H. 1305/M. 1888 tarihli sülüs(Db. 613) ve H. 1306/M. 1889 tarihli ta’lik(Db. 385) levhâları, Askerî Müze’de de ahşap kesme tekniği ile oluşturulmuş celî levhâları vardır. Ayrıca Belediye Kütüphânesi müdürü iken bir odanın iki duvarına gâyet kalın celî sülüsle çifte “hu” ve çifte “vav” yazmış olduğu bilinmektedir.

Kaynakça
Son Hattatlar.

İsmail Orman, 22 mart 2017