Abdurrahmân Nesîb Efendi

Üsküb Nâ’ibi Halîl Fevzî Efendi’nin oğlu olarak H. 1258/M. 1842 senesinde orada doğmuştur. Veladetinden iki ay kadar önce vefât eden babasının vasiyyeti gereği, Hüdâyî Âsitânesi şeyhi Abdurrahmân Nesîb Dede’nin ismi verilmiştir. Eğitimini, babasının vefâtından sonra taşındıkları Liphova’da, Şeyh Ömer Efendi ve Abdüllatîf Efendi’nin halka-i tedrîsinde tamamlayan Abdurrahmân Nesîb Efendi, İşkodra Rüşdiyyesi’ne devam ettiği eyyâmda, nüvvâbdan Liphovalı Süleyman Efendi’den hutût-ı mütenevvi’ayı meşkettiği gibi husûsî olarak Arapça ve Farsça dersleri almıştır.

Rüşdiyyeden H. 1279/M. 1862-1863 senesinde me’zûn olduktan sonra medrese eğitimi için İstanbul’a giderek, Mu’allimhâne-i Nüvvâb’a giren Abdurrahmân Nesîb Efendi, bu arada Fâtih Cami’ ders-i âmlarından Mustafa Şevket Efendi’nin dersine devam etmiştir. Mektebden üçüncü sınıf şahâdetnâme ile çıkarak, Rûmeli Sadâreti Dâ’iresi’nde zâbıt kitâbetine me’mûr edilmiş, buradaki hüsn-i hizmetine binâ’en H. 1285/M. 1868’de Edirne Rü’ûsu ile Nevrekob Niyâbeti’ne ve H. 1288/M. 1871’de de Bosna Merkez Niyâbeti’ne nakledilmiştir.

H. 1293-1327/M. 1876-1909 seneleri arasında sırasıyla Rodos, Diyârbekir, Erzurum, Yanya, Edirne ve İstanbul’da mahkeme re’isliği ve temyîz âzalığında bulunan Abdurrahmân Nesîb Efendi, H. 1327/M. 1909’da İstanbul Pâyesi ile Mısır Kadısı olmuş, Sa’id Paşa’nın sadâretinde de, H. 10 Muharrem 1330/M. 31 Aralık 1911 tarihinde meşihât makamına ta’yin edilmiştir. Ancak “halâskârân” adı verilen askerî ve siyâsî oluşumun baskısı üzerine H. 1 Şa’bân 1330/M. 16 Temmuz 1912 tarihinde Sa’id Paşa Kabinesi’nin düşmesinden dört gün mukaddem istifa etmiştir.

Devrin çalkantılı ortamında resmî hizmetten uzak durup Bakırköy’deki konağında inzivâ hâlinde yaşamayı tercih etmiş olan Abdurrahmân Nesîb Efendi, bu hâl üzere iken H. 13 Rebi’ü’l-âhir 1332/M. 11 Mart 1914 tarihinde vefât ederek Bakırköy Mezarlığı’na defnedilmiştir. İkinci rütbeden Mecîdî ve üçüncü rütbeden Osmânî nişânlarına hâmil olup ehl-i sünnetden samimî bir dîndâr idi. Dürüstlük ve çalışkanlığı münâsebetiyle de her gittiği yerde âmme nazârında itibâr görmüştü. Muhyiddîn Arabî’den yaptığı bazı tercümeler “Müntehâbât” nâmıyla Tercemân-ı Hakîkat’de tefrîka edilmiştir.

 

 

Kaynakça

İlmiyye Salnâmesi, ss. 508-510; DİA, I, s. 169.

 

 

İsmail Orman, 3 mayıs 2018