Abdurrahmân Gubârî

Abdullah nâmında bir zâtın oğlu olan Abdurrahmân Gubârî Akşehir’de doğmuş, tahsîlini orada tamamladıktan sonra İstanbul’a giderek medreseye devam etmiş, ayrıca Kınalızâde Alî Efendi ve Müslîm Çelebi’den ders almıştır. Bu esnâda Şeyh Hamdullah’ın oğlu Mustafa Dede’den de aklâm-ı sitte meşketmiştir.

Tahsîlini tamamladıktan sonra bir süre müderrislik yapmış olan Abdurrahmân Gubârî, Kanûnî Sultan Süleyman’ın 1534 yılındaki Irâkeyn Seferi’ne ordu kâtibi olarak katılmışsa da, avdetinde resmî hizmetten ayrılarak Nakşibendî şeyhi Emîr Ahmed Buhârî zâviyedârı Şeyh Abdüllatîf Efendi’ye intisâb ederek Şeyh Vefâ Tekkesi’nde sülûkünü tamamlamıştır. Burada geçirdiği eyyâmı

Ser-i kûy-i Vefâ’nın hâksârı

<

p style=”text-align:center;”>Ayaklar toprağı ya’nî Gubârî

beytiyle yazıya dökmüş olan Abdurrahmân Gubârî’nin, asıl şöhretini borçlu olduğu edebiyât alemine girişi de bundan sonradır.

Hilâfetini aldıktan sonra bir aralık Akşehir’de Sultan Abdullah Zâviyesi’nin meşihâtında bulunan Abdurrahmân Gubârî, Abdüllatîf Efendi’nin tavsiyesi üzerine 1537’de hacca gitmiş, oradaki ikameti esnâsında surre emînliğinde bulunduğu gibi meşhur eseri Kâ‘benâme’yi yazmıştır. 1546’da Mekke’den ayrılarak, Kütahya’da sancakbeyi olan Şehzâde Bâyezid’in hizmetine girmiş, bir müddet kapıkulları arasında kaldıktan sonra oğlu Orhan Çelebi’ye hoca ta’yin edilmiştir.

Bu görevindeki liyâkati sâyesinde Kanûnî Sultan Süleyman’ın da takdîrini kazanmış olan Abdurrahmân Gubârî, Şâhnâme adlı eserini de bu esnâda yazmıştır. Ancak Şehzâde Bâyezid ile Şehzâde Selîm arasındaki taht kavgasının hâmîsinin aleyhine sonuçlanması üzerine Yenihisar’da hapsedilmiş, serbest kaldıktan sonra bir müddet ma’zûl kalıp 1562’de mahmil kadılığı göreviyle tekrar Mekke’ye gönderilmiştir.

Mahpûs iken yazmağa başladığı Fettâhî’nin Şebistân-ı Hayâl adlı eserinin nazîresini burada tamamlamış olan Abdurrahmân Gubârî, resmî mesâ’îsinin dışında, Kanûnî’nin Haremeyn’i tamiri sırasında yaptırdığı Nakşibendî zâviyesinde halkı irşâdla meşgul olurdu. Bu hâl üzere iken H. 974/M. 1566 senesinde vefât etmiş ve Mekke’deki Cennet-i Mu‘allâ’ya defnedilmiştir. Makamını ziyâret etmiş olan Evliyâ Çelebi, kabrinin önemli bir ziyâretgâh olduğunu nakletmektedir.



Zamanının en usta şâ’irlerinden biri olan Abdurrahmân Gubârî’nin Şâhnâme, Kâ’benâme, Şebistân-ı Hayâl, Yusuf ü Züleyhâ gibi manzum eserleri, oldukça güçlü bir şa’ir olduğuna delîldir. Ayrıca Menâsik-i Hac ve Mesâhâtnâme adlı mensûr eserleri bulunmaktadır. Şâ’irliğinin gölgesinde kalmış olan hattatlığı ise nâmını vermiş olan gubârî hattındaki mahâretine dayanmaktadır. Bununla beraber henüz yazısına tesadüf edilememiştir.

 

 

Kaynakça

Tezkire-i Latîfî, ss. 252-253; Seyâhâtnâme, IX, s. 791; Tuhfe-i Hattâtîn, ss. 246-247; Osmanlı Mü’ellifleri, III, ss. 112-114; Kamusü’l-a’lâm, V, s. 3256.

 

İsmail Orman, 5 ekim 2016

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s