Abdülfettâh Efendi

Son dönemin en fa’al hattatlarından biri olan Abdülfettâh Efendi hakkında, Osmanlı Nüfûs Tezkîre-i Osmâniyesi’nde “Abdullah Efendi’nin oğlu olup H. 1230/M. 1815 senesinde Der-sa’adet’te tevellüd eylediği” mukayyed ise de, eski aşinâlarının ifâdelerine göre aslen Sakızlı olup Rum bir aileye mensup olduğu ve henüz çocuk iken Sadr-ı Esbâk Husrev Mehmed Paşa’nın dâ’iresine duhûl ile iyi bir tahsîl ve terbiye gördüğü beyân edilmektedir. Nitekim Sicill-i Osmânî’de de aynı bilgiler verilmektedir.
 
Husrev Paşa’nın ser-askerliğinde Bâb-ı Ser-askerî Dâ’iresi’ne girip Arapça, Farsça, hendese ve hesâb okuyan Abdülfettâh Efendi, ayrıca aklâm-ı sitte, ta’lik, dîvânî ve rık’a ta’lim edip icâzet aldı. H. 1247/M. 1831-1832’de sultana ithâfen yazdığı bir kasîde sâyesinde 200 guruş sâliye ile Husrev Paşa’nın divitdârlık hizmetine ta’yin edildi. Ayrıca ilâve olarak sıbyân alâyı mu’allimliği ile tâbur kâtiblerine rık’a ta’limine ve sipâhîlerin istida’nâmelere sah keşîdesine me’mur edildi.
 
Sultan Abdülmecîd’in H. 1255/M. 1839’daki cülûsunda fahrî olarak Sadâret Mektûbî Kalemi’ne giren Abdülfettâh Efendi, H. 1261/M. 1845’te a’idâtla Eyüp ve H. 1262/M. 1846’da da Şehzâde Mehmed camileri evkafının kaymakamlıklarına ta’yin olundu. Aynı yılın 11 Receb(4 Haziran)’inde de hâce rütbesini aldıktan sonra sırasıyla Sivas ve Amasya evkaf müdürlükleri ile Saruhân ve Kastamonu malmüdürlüklerinde bulunup üç ay müddetle Kastamonu Vâlîliği’ne vekâlet etti.
 
İfâ ettiği taşra hizmetlerinde hüsn-i idâresi ile şöhret bulan Abdülfettâh Efendi, H. 1273-1274/M. 1856-1858 yılları arasında Selânik Malmüdürü iken, Ravzâ-i Mutahhara için Sultan Abdülmecîd tarafından imâl ettirilen şamdanlara, irâde-i seniyye ile yazdığı yazılar pek ziyâde beğenildiğinden, pâdîşâhın emri ile H. 1 Muhârrem 1274/M. 22 Ağustos 1857 tarihinde Hazîne-i Hassâ’dan 3750 guruş ma’aş ve 6250 guruş sâliye ile ser-sikkeken nasbedildi. H. 1277/M. 1860-1861 yıllarında ka’imelerde kullanılmak üzere filigran imâli için Viyana’da ve ardından Paris’te bulundu ve neşredilen kavâ’im-i nakdiyye’nin hâkk ve imâlinde hüsn-i hizmet gösterdi.
 
H. 1295/M. 1878’de de İmhây-ı Kavâ’im Komisyonu âzâsı olup H. 22 Şa’bân 1296/M. 11 Ağustos 1879’da rütbesi bâlâya yükseltildi. Ayrıca tedrîcen birinci rütbe Mecîdî ve birinci rütbe Osmânî nişânlarını ittihâz eyledi. Önemli me’muriyetlerde bulunmakla beraber yazı ile alakasını hiçbir zaman kesmemiş olan Abdülfettâh Efendi, bir müddet devam eden hastalıktan sonra H. 8 Ramazân 1314/M. 16 Ekim 1896 tarihinde Vaniköy’deki yalısında vefât etti. Ayasofya Cami’nde edâ edilen cenâze namâzını takiben Sultan Mahmud Türbesi hazîresine defnedilen Abdülfettâh Efendi’nin ta’lik ile muhârrer mezartaşı kitâbesi şöyledir:

Hüve’l-bâkî

Kudemây-ı ricâl-i devlet-i âliyyeden ve rütbe-i bâlây-ı ashâbdan ser-sikkeken-i cenâb-ı şehrîyârî el-Hac Abdü’l-fettâh Efendi merhûmun rûh-ı şerîfleri içün el-Fâtihâ. Sene 1304. fî 8 Ramazân.

Gerçekten de sülüs, celî sülüs ve ta’likte mahâret-i kâmile sahibi olan Abdülfettâh Efendi hüsn-i hattı, yukarıda değinildiği üzere Bâb-ı Ser-askerî Dâ’iresi’ndeki mesâ’îsi esnâsında öğrenmiştir. Uğur Derman, “sülüs ve nesihi Mustafa Şâkir Efendi’den meşk ederek H. 1247/M.1832’de icâzet aldı” derken, herhalde bunu kastetmektedir. Öte yandan Kebecizâde Mehmed Vasfî Efendi’nin silsilesinde ise Laz Ömer Vasfî Efendi’nin tilmizleri arasında zikredilmektedir.

 
Hüsn-i hattın yanında ressâmlık ve hâkkâklıktaki yeteneği sâyesinde kısa zamanda nâmlı bir hattat haline gelen Abdülfettah Efendi, büyük mahâret göstermiş olduğu celî sülüste, Sultan Abdülmecîd’in beğenmesine istinâden başlarda Mahmud Celaleddin Efendi‘nin ekolüne bağlı kalmışsa da, onun vefâtından sonra Mustafa Rakım’ın yolunu benimseyerek onun va’disinde ilerlemiş ve bî-hakkın onun mertebesine ulaşmıştır. Hızlı ve seri yazması ile müştehir olan Abdülfettâh Efendi’nin birçok mebânîde kitâbe ve yazılarına tesâdüf edildiği gibi, müze ve koleksiyonlarda da çok sayıda levhâsı bulunmaktadır.
 
Küçükhamam’da, Kadırî Târikatı’na mensup Şeyh Nûrî Efendi Dergâhı ile Edirne’de Aşağı İmâret, Taşlık ve Alemdâr camilerinin cümle hututunu kaleme almış olan Abdülfettâh Efendi, 1855’te Bursa’yı tahrip eden büyük zelzelede zarar gören Ulu Cami’deki yazıların müceddeden tahrîr ve tezyîni için Mehmed Şefîk Bey ile birlikte görevlendirilmiştir. Kendi icât ve tanzîm ettiği büyük kalemle mihrâbın sağına ve kapıların üstüne celî sülüsle yazılar yazmış olup gâyet büyük işlenmiş besmele-i şerîf, müsennâ olarak işlenmiş “Allah hû” ibâresi ile Sultan Abdülazîz tuğrası bu cümledendir.
 
Ayrıca, halen “Allah hû” ibâreli yazının yanında asılı durmakta olan bu büyük kalemle sür’at ve suhûlet içinde çalıştığını işiten Sultan Abdülmecîd bunu bizzat görmek istediğinde, Hırka-i Sa’adet Dâ’iresi’nde Resûl-ı Ekrem efendimizin ism-i şerîflerini yazıp takdîrine mazhâr olmuştu. Bunun üzerine Süleymâniye Cami’nin Hasan Çelebi’nin elinden çıkan eski hatların yenilenmesi ile görevlendirilmişse de, bu yazılara kendi üslûbunu katmıştır. Sultan Abdülmecîd’in imâr eylediği emâkin, çeşme ve sâ’irenin tarihlerini de kaleme almış olup ayrıca Sultan Abdülazîz zamanında inşâ olunan Aksaray’daki Pertevniyâl Vâlide Sultan Cami’nin dışındaki sebîl ve çeşmenin tarih kitâbelerini yazmıştır.
 
Bu yıllarda Bayezid ve Şehzâde camileri ile Bâb-ı Hümâyûn’un hâriç ve dâhiline hâk’edilmiş yazıları da yazmış olan Abdülfettâh Efendi, Sultan Abdülhamid Hân-ı Sânî zamanında da iltifât görmüş ve onun hayrâtından olan Hamîdiye Cami ile Ertuğrul Tekkesi’ndeki cümle elvâh ile inşâ ettirdiği çeşmelerin ve bilhassa Ta’limhâne’de inşâ olunan büyük şadırvanın tarih kitâbelerini yazmıştır. Ayrıca Sultan Abdülhamid tarafından İngiltere’deki Cem‘iyyet-i İslâmiyye’ye hediye edilen ve Girit’teki cami’e gönderilen levhâları da yazmış olan Abdülfettâh Efendi’nin Girit mahkemelerinde bulunan 44 tuğrası ile Şam’a gönderilen müzeyyen tuğrası ve sâ’ir mebâni bâlâsında mahkûk tuğraları, tuğrakeşlikte de son derece mâhir olduğunun delîlidir.
 
Bunların dışında Hırka-i Şerîf’in muhâfazası ile pencere ve kapılarındaki perdelere muhârrer salavât-ı şerife, Sultan Abdülazîz’in tamir ve tezyîn ettirdiği Fâtih Sultan Mehmed Türbesi’nin puşîdesi ile etrafındaki Fetih Sûresi ve elvâh, Bursa’da Osmân Gâzî’nin puşîdesi onun dest-i hattından çıkmıştır. Kastamonu’da vâlî olarak görev yaptığı eyyâmda da Şa’bân-ı Velî hazretlerinin şebekesi ve puşîdesi ile etrafında medfûn olanların puşîdelerindeki kelime-i tevhîd ve sâ’ir ibârâtı yazmış idi.
 
Hazîne-i Hümâyûn’da mahfûz nâme-i sa’adet ile Hazret-i Osmân ve Alî hatları ile mesâhif-i şerîfe muhâfazaları ise hâkkâklıktaki mahâretini de gözler önüne sermektedir. Nitekim ser-sikkeken olarak görev yaptığı esnâda Hânedan-ı Âl-i Osmân, Osmânî, İmtiyâz, İftihâr, Sanâyi, Tahlîsiye, Girit, Yemen nişân ve madalyaları ile kadınların tezyînâtına mahsus Hamîdiye altınlarını da tersîm ve hâkk eylemiştir. Bu kadar âsâr-ı mütenevvi’a vücûda getirmiş olmakla beraber, herhangi bir hattata icâzet vermemiş olması, yoğun me’muriyet hayatı ve yazı çalışmaları içinde, bu işe ayıracak vakit bulamaması ile açıklanabilir.
 
 
 
 
Kaynakça

Son Hattatlar, ss. 24-28; Sicill-i Osmanî, IV, ss. 862; TürkHattatları, ss. 230; Hat Sanatı Tarihi, ss. 87, 122, 179; İstA, I, ss. 30; Meşhur Adamlar, ss. 126; Osmanlılar Ansiklopedisi, I, ss. 44.

 

İsmail Orman, 22 mart 2016

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s